web analytics
Ana Sayfa Etiketler Kronik Hastalıklar

Kronik Hastalıklar

Farenjit Nedir, Neden Olur? Farenjitin Sebepleri ve Belirtileri Neler?

0
Farenjit nedir? Neden olur? Sebepleri ve belirtileri nelerdir?

Toplumda sıkça görülen boğaz rahatsızlıklarından bir tanesi de farenjit yani boğaz ağrısı olarak öne çıkıyor. Peki çok sıkça karşılaşılan hastalıklardan biri olan farenjit nedir, nasıl ortaya çıkar, sebepleri, belirtileri ve bulguları neler? Akut farenjit ve kronik farenjit arasındaki farkları neler?

Farenjit kısaca tanımlanacak olursa boğaz ağrısı olarak tanımlanabilir. Boğaz ağrısı, anjin olarak da bilinir. Basit bir gribal enfeksiyondan ciddi bir hastalığa kadar çeşitli nedenleri vardır. Boğaz ağrısının nedenleri şunlardır: Bademcik iltihapları, farenjit, öpücük hastalığı, kimyasal maddelerin solunması, kirli hava, kuru hava, mide reflüsü, sigara kullanımı, saman nezlesi, katı gıdaları tam çiğnemeden yutmak ve tümörler. Bu bölümde boğaz ağrısının diğer bir sık nedeni olan farenjit hakkında ayrıntılı bilgi verilmektedir.

Akut Farenjit ve Kronik Farenjit Neden Olur? Sebepleri Neler?

Ağız ve burun boşluğunun arkasında, boğazın yutak kısmı bulunmaktadır. Yutağın iltihaplanmasına farenjit denir. Íki tür farenjit vardır. Bunlardan yeni başlamış ve şiddetli belirtileri olan farenjit türü akut farenjittir. Uzun süredir olup şiddetli belirtileri olmayan müzmin, süreğen farenjit ise kronik farenjit olarak bilinir. Akut farenjit sıklıkla mikrobiktir. Bu mikroplar genelde virüslerdir, daha nadir olarak da bakterilerdir. Boğazı tahriş eden kimyasal maddelerin (çamaşır suyu ve tuz ruhu gibi) yutulması, solunması akut farenjite sebep olur. Kronik yani müzmin farenjite sigara, alkol kullanımı, kirli hava, kuru hava, tozlu ortamlar, mide reflüsü, burun tıkanıkları, aşırı soğuk ve sıcak içecekler, geniz akıntısı, diş iltihabı sebep olur. Özellikle öğretmenler sürekli konuşmak zorunda kaldıklarından kronik farenjite meyillidir. Kronik farenjit aynı zamanda öğretmen hastalığı olarak da bilinir.

Farenjit Belirtileri Nelerdir? Nasıl Teşhis Edilir?

Boğaz ağrısı, ateş, öksürük boğazda kuruluk, yanma veya kaşını hissi, yutkunmada zorluk, ses kısıklığı, halsizlik, burun akması, baş ağrısı gibi şikayetler olur. Genellikle bademcik iltihabı eşlik eder. Kronik farenjitte ise akut farenjitin aksine ateş, halsizlik ve kırgınlık gibi şikayetler çok az görülmektedir. Boğaz ile ilgili şikayetler daha hafif olup uzun süredir devam etmektedir.

Muayenede boğaz kızarıklığı görülür ve geniz akıntısı vardır. Ateş yüksek çıkar ve boyun bölgesindeki lenf bezlerinde şişme tespit edilir. Tanı konması için herhangi bir tetkike ihtiyaç yoktur fakat farenjite sebep olabilecek başka bir hastalık olabileceği söz konusuysa örneğin sinüs filmi gibi farklı tahliller yapılması istenebilir. Durumun ciddiyetine ve farenjitin sebeplerine göre farenjit tedavisinde uygulanacak ilaçlar da değişiklik gösterebilir.

Karpal Tünel Sendromu Nedir? Belirtileri Neler, Nasıl Teşhis Edilir?

0
Karpal Tünel Sendromu nedir, nasıl oluşur, sebepleri ve belirtileri neler...

elde ve parmaklarda yanma, uyuşma, karıncalanma hissi ve kuvvet azalması görülür. İleri etkilenmelerde adale yapısında zayıfama ve his kaybı gelişir, ağrı artar ve his kaybı oluşur. Ağrı, hastayı uykudan uyandıracak kadar kuvvetli olabilir. Eğer sizde de bu belirtiler varsa Karpal Tünel Sendromu yaşıyor olabilirsiniz. Peki Karpal Tünel Sendromu nedir, belirtileri neler, nasıl ortaya çıkar, nasıl teşhis edilir?

Karpal Tünel Sendromu Nedir, Nasıl Oluşur?

El bileği orta hattında karpal tünel denilen tünel içinden sinir ve adale tendonları geçmektedir. Bu sinire median sinir adı verilir. Bu sinir başparmak, işaret parmağı, orta parmak ve yüzük parmağının hareketi ile hissetmesinden sorumludur. Avuç içinde hissetme yine median sinirle sağlanır. Median sinirin bası altında kalması sonucu sendromu (KTS) meydana gelir.

Karpal Tünel Sendromu Sebepleri

Karpal tünel sendromu yaş ilerlemesi ile daha sık karşımıza çıkmaktadır. Kadınlarda karpal tünel daha dar olabildiği için daha sık görülür. Ayrıca kadınlarda doğum kontrol ilaçlarının kullanılması, hamilelik ve menopoz, görülme sıklığını artırmaktadır. Şeker hastalığı, şişmanlık, hemodiyaliz tedavisi, böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği, kortizon kullanımı, akromegali, hipotiroidi, tünel içinde kist ve tümör oluşumu, romatizmal hastalıklarda karpal tünel sendromu gelişebilir. El bileği kazaları ve kırıklar sonucu da ortaya çıkabilir. Hemodiyaliz, böbrek yetmezliği, hipotiroidi gibi nedenlerle oluştuğunda genelde çift taraflıdır ancak aktif olarak kullanılan elde ilk önce meydana gelir.

Sık tekrarlayan el bilek hareketlerinde, özellikle bilgisayar ve klavye kullanımı, titreşimli aletlerle çalışma gibi durumlarda meydana gelmektedir. Uzun süreli örgü örmek de karpal tünel sendromuna neden karpal tünel olmaktadır.

Karpal Tünel Sendromu Belirtileri ve Teşhisi

Peki karpal tünel sendromunun belirtileri neler ve söz konusu bu sendrom nasıl teşhis ediliyor? Etkilenen elde ve parmaklarda yanma, uyuşma, karıncalanma hissi ve kuvvet azalması görülür. İleri etkilenmelerde adale yapısında zayıfama ve his kaybı gelişir, ağrı artar ve his kaybı oluşur. Ağrı, hastayı uykudan uyandıracak kadar kuvvetli olabilir. Hasta, ellerini sallayınca rahatladığını ifade eder. His kaybı nedeniyle kazalar, yanıklar oluşabilir. Hasta, elinde tuttuğu nesneleri düşürür.

Yapılan muayenede el bileğindeki karpal tünel üzerine bası uygulandığında elde uyuşukluk ve karıncalanma hissi oluşur. Bu bulguya tinel bulgusu adı verilir. Hastanın belirtileri ve muayene tanı için yeterlidir. Kesin tanı elektromyolografi yani EMG ile konur.

Tip 1 ve Tip 2 Şeker Hastalığı Nasıl ve Neden Olur, Hangi Organları Tutar?

0

Vücudumuza gerekli olan enerji şekerden, yani glikozdan karşılanır. Glikozdan enerji üretilebilmesi için glikozun hücre içine girmesi gereklidir. Mide arkasında bulunan pankreas dediğimiz organdan insülin salımı olmaktadır. Yemek yediğimizde insülin salınımı artar. İnsülin, glikozun hücre içine girmesini sağlar. İnsülin salınımı azaldığında, olmadığında ya da insüline direnç geliştiğinde glikoz, hücre içine giremez. Kanda glikoz, yani şeker yükselir.

Tip 1 ve Tip 2 Diyabet Hastalığı Nasıl Oluşur?

İnsüline bağımlı şeker hastalığı tip-1 diyabet olup bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Daha çok çocukluk çağında ve genellikle ateşli bir enfeksiyon sonrası çok su içme, idrara çıkma, ağız kuruluğu, ileri derecede halsizlik ve yorgunlukla ilk tanı konur. Aileden gelme olasılığı düşüktür.

Daha sıklıkla karşımıza çıkan, insüline bağımlı olmayan tip-2 diyabet dediğimiz şeker hastalığıdır. Ailesel yatkınlık, şişmanlık, hareketsizlik, aşırı karbonhidrat tüketimi, gebelik, kan yağları yüksekliği şeker hastalığı gelişimini kolaylaştırır. İleri yaş, pankreas bezi hastalıkları şeker hastalığına sebep olabilir. Şeker hastalığı tüm dünyada yaygın olarak görülür ve görülme sıklığı yaşla birlikte artar. Günümüzde hareketsiz hayat, aşırı kilo, fast-food tarzı beslenme şeker hastalığının görülme sıklığını arttırmaktadır.

Şeker Hastalığı Hangi Organları Tutar?

Diyabet halsizlik ve yorgunluk gibi günlük etkiler dışında uzun vadede vücudumuzda bulunan önemli organlara kalıcı hasarlar da veriyor. Şeker hastalığı kalp, böbrek, beyin ve diğer organlarda harabiyete sebep olur. Damar duvarında damar sertliğine sebep olarak damar tıkanıklıkları yapar.

Tuttuğu organa göre kalp krizi, beyin damarları tıkanıklığı, böbrek yetmezliği, körlük, bacak damarı tıkanıklıklarına neden olabilir. Sinir uçları üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Böbrek yetmezliği nedeni ile diyalize giren hastaların çoğunluğunu şeker hastaları oluşturmaktadır ve diğer yanda kanser riskinde artışa da sebep olabilmektedir.

Bağışıklık Sisteminin Çökmesi ve Kronik Kastalıklar

0

Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte biri kronik hastalıkların etkisi altında yaşamakta ve hasta sayısında sürekli artış gözlenmektedir. Kronik hastalıklar arasında yüksek tansiyon, diyabet, kronik obstruktif akciğer hastalığı, koroner kalp hastalığı, tiroid hastalıkları, psikolojik ve ruhsal problemler yer almakta, nüfusun %40’ında farklı derecelerde anemi bulunmaktadır. Bunun dışında kanser vakaları büyük bir hızla yaygınlaşmakta, hemen hemen genç kızda, son yıllarda erkeklerde ve çocuklarda da endometriozis görülmekte, kısırlık çığ gibi büyümekte, tüp bebek üretimi artmaktadır.

Bağışıklık Sisteminin Çökmesi ve Kronik Kastalıklar

Çağdaş tıp ve teşhis imkanları dev adımlarla ilerliyor gibi görünüyor. Buna bağlı olarak hastalıkların ve hasta sayısının azalması bekleniyor. Fakat tam tersine “çağdaş tıbbi tedaviler” sonucunda hastalıklar hızla artıyor, derinleşiyor, çeşitleniyor, yaygınlaşıyor, direnci artıyor, daha önce hiç bilinmeyen hastalıklar ortaya çıkıyor.

Modern tıbbın geldiği nokta şaşırtıcı değildir, çünkü hastalıklara yaklaşımı yanlıştır. Modern tıp yüksek ateşte ateş düşürücü, yüksek tansiyonda tansiyon düşürücü, enfeksiyonda antibiyotik, hormon dengesizliğinde hormon takviyesi önerir, yani hastalığı değil, semptomları daha doğrusu bağışıklık sisteminin bu süreçteki dengeleme çabasını ortadan kaldırmaya çalışır. Bu, tedavi değil, bağışıklık sistemine karşı yürütülen kesintisiz, şiddetli bir savaştır.

Bu savaşta, bağışıklık sistemi bütün çağdaş tedavi yöntemlerine karşı kendini muazzam bir şekilde savunur. Gerçek hastalıklar bağışıklık sistemi çöktükten sonra ortaya çıkmaya başlar.

Modern tıbbın ameliyat, organ nakli, tüp bebek, kök hücre, doku ve organ üretimi, rekombinant-DNA yöntemiyle üretilen vitamin, ilaç ve aşılar gibi öne sürdüğü büyük umutlar her seferinde hayal kırıklığı ile sonuçlanmaktadır. Bunun sebebi, Yaratıcı’nın kanunlarını gözardı eden onlarla savaşan bir zihniyette aramak gerekir. Tabloya bütünsel bir bakışla bakıldığında bütün hastalıkların bir noktadan üretilip yönlendirildiği farkedilir. Fakat trajik olan insanların bunu farketmemesi ve şifayı hastalığın üretildiği yerde aramasıdır.

Kainatta tüm cisimler ve sistemler bir bütündür. Bütün kainatın bir modeli olarak yaratılan insan bedenine bakıldığı zaman iç içe geçmiş ve bir biriyle etkileşim halinde muazzam sistemler görülür. Modern tıp, insan bedenini branşlara ayırarak incelediği, bu muazzam sisteme ve işleyişe bütünsel bir gözle bakmadığı için ne hastalığı doğru teşhis edebilmekte, ne sebebini tam olarak tespit edebilmekte, ne de tedavi edebilmektedir. İnsan yaradılış kanunlarını anladığı ölçüde sağlıklı ve doğru yaşama imkanı bulur.

Öne Çıkanlar

Şifalı Bitkiler

Hastalıklar