web analytics
Ana Sayfa Etiketler Şeker Hastalığı

Şeker Hastalığı

Şeker Hastalığının Belirtileri Neler? Tedavisi ve Kullanılan İlaçlar

0

Kan şekeri yüksek ölçülür. İki defa ölçülen açlık kan şekerinin 126 mg/dl üzerinde olması diyabet tanısı koydurur. Yemekten 2 saat sonra ölçülen tokluk kan şekerinin 200 mg/dl üzerinde olması da şeker hastalığını gösterir. Hastaya glikoz içirilerek 2 saat sonra ölçülen kan şekerinin 140-200 mg/dl arasında olması bozulmuş oral glikoz toleransını gösterir. Halk arasında gizli şeker olarak da bilinir.

Şeker Hastalarında Görülen Belirtiler

Çok su içme, çok yemek yeme, sık idrara çıkma, kilo kaybı, yaraların geç iyileşmesi, tatlıya düşkünlük, görme bulanıklığı, ayaklarda yanma ve uyuşma, ciltte kuruluk ve kaşıntı, açlıkta titremeler, iltihaplara yatkınlık, sinirlilik, uyku bozuklukları, baş ağrısı, ağız kuruluğu, halsizlik gibi şikayetler şeker hastalığında ortaya çıkan başlıca belirtilerdir.

HbA1c tahlili kan şekerinin son 3 aydaki seyrini gösteren bir tahlil olup iyi kontrol altında olan, tedavisi iyi olan şeker hastalığında 6 değerinin altında olmalıdır. Değer 6 ve üzerindeyse şeker tedavisinin iyi yapılamadığını gösterir ve tedavide değişikliğe gidilir.

Şeker hastalarında böbrek bozukluğu olup olmadığını anlamak için üre-kreatinin bakılır. Ayrıca böbrek hasarının erken bulgusu olan idrarda mikroalbuminuri testi yapılır. Göz dibi muayenesi ve kalp muayenesi mutlaka yapılır. Nöroloji hekimi tarafından ayak yanmaları, uyuşmalar değerlendirilir. Şeker hastalarında sinir uçları harabiyetine bağlı his kayıpları mevcuttur. Üşüyen ayaklarını sobanın sıcaklığını hissetmeyip yakan çok hasta vardır. Yanık oluşunca tedavisi zordur, iyileşme geç olur. Ayakkabının vurduğu hissedilmez ve yara açılabilir. Diyabetik ayak ismi verilen, damar sertleşmesine bağlı yeterli oksijenin götürelememesi nedeni ile iyileşmesi zor yara oluşur. İltihap vücuda yayılabilir, kangrene dönüşebilir.

Şeker Hastalığında Diyet ve İlaç Tedavileri

Diyetisyen tarafından şeker hastalığına özel diyet verilir. Dengeli beslenme, şeker içeren gıdalardan uzaklaşma, hazır gıdaları tüketmeme ve ara öğünler önerilir. Hasta kiloluysa kilo verdirilir. Egzersizler tavsiye edilir.

İlaç tedavisi sıkça uygulanır. Sulfonilüreler (gliburit, glipzid ve glimepirid), meglitinidler (repaglinit ve nateglinit), tiazolidinedionlar (rosiglitazon ve pioglitazon), metformin, acarboz, GLP-1 reseptör antagonistleri (eksenatid ve liraglutid), SGLT-2 inhibitörleri (canagliflozin ve dapagliflozin) gibi ağzıdan alınan ilaçlar mevcuttur. Her ilaç grubunun kendine has yan etkileri vardır. Çoğu diyabet ilacının kilo alımı yan etkileri bulunurken, metformin, DPP-4 inhibitörleri, GLP-1 reseptör antagonistleri, SGLT-2 inhibitörlerinin kilo alımı yan etkileri azdır.

Kan şekeri çok yüksek ya da ağzıdan alınan ilaçlarla yeterli kan şekeri kontrolü sağlanamıyorsa, tip-1 diyabetse, hamilelik varsa, büyük bir cerrahi operasyon planlanıyorsa, şeker hastalığına bağlı sinir, böbrek, göz harabiyeti varsa, diyabetik ayak varsa ve zatürre gibi ağır enfeksiyonlar varsa insülin tedavisine başlanır. İnsülin dozu hastanın kan şekeri ve ağırlığına göre düzenlenir. Kısa, orta ve uzun etkili çeşitleri vardır. Dozu fazla gelirse ya da yemek az yenirse, öğün atlanırsa hipoglisemi yaşanır. Hipoglisemi kan şekeri düşüklüğüdür. Terleme, çarpıntı, titreme, bulanık görme şikayetleri olur. Kan şekeri 50 mg/dl altına düşer. Mutlaka şeker takviyesi yapılır. Bir şeker hastası bilincini kaybettiyse öncelikle şeker düşüklüğü koması akla gelmeli, ilk tıbbi müdehale olarak damar yoluyla %5 veya %10 dextroz gibi şekerli sıvılardan 150-200 ml verilmelidir.

İnsülin iğnesi sürekli aynı yere yapılırsa yağ bezeleri oluşabilir. Bu nedenle iğnenin yapıldığı bölgeler sürekli olarak değiştirilmelidir. Bacak damarlarının tıkanıklığına bağlı olarak ya da farkına varmadan oluşan yanıklarda pansuman düzenli yapılır. Kangren oluşursa ayak ya da bacağın kesilmesi gündeme gelebilir.

GLP 1 ve SGLT 2 seker ilaclari |

Tip 1 ve Tip 2 Şeker Hastalığı Nasıl ve Neden Olur, Hangi Organları Tutar?

0

Vücudumuza gerekli olan enerji şekerden, yani glikozdan karşılanır. Glikozdan enerji üretilebilmesi için glikozun hücre içine girmesi gereklidir. Mide arkasında bulunan pankreas dediğimiz organdan insülin salımı olmaktadır. Yemek yediğimizde insülin salınımı artar. İnsülin, glikozun hücre içine girmesini sağlar. İnsülin salınımı azaldığında, olmadığında ya da insüline direnç geliştiğinde glikoz, hücre içine giremez. Kanda glikoz, yani şeker yükselir.

Tip 1 ve Tip 2 Diyabet Hastalığı Nasıl Oluşur?

İnsüline bağımlı şeker hastalığı tip-1 diyabet olup bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Daha çok çocukluk çağında ve genellikle ateşli bir enfeksiyon sonrası çok su içme, idrara çıkma, ağız kuruluğu, ileri derecede halsizlik ve yorgunlukla ilk tanı konur. Aileden gelme olasılığı düşüktür.

Daha sıklıkla karşımıza çıkan, insüline bağımlı olmayan tip-2 diyabet dediğimiz şeker hastalığıdır. Ailesel yatkınlık, şişmanlık, hareketsizlik, aşırı karbonhidrat tüketimi, gebelik, kan yağları yüksekliği şeker hastalığı gelişimini kolaylaştırır. İleri yaş, pankreas bezi hastalıkları şeker hastalığına sebep olabilir. Şeker hastalığı tüm dünyada yaygın olarak görülür ve görülme sıklığı yaşla birlikte artar. Günümüzde hareketsiz hayat, aşırı kilo, fast-food tarzı beslenme şeker hastalığının görülme sıklığını arttırmaktadır.

Şeker Hastalığı Hangi Organları Tutar?

Diyabet halsizlik ve yorgunluk gibi günlük etkiler dışında uzun vadede vücudumuzda bulunan önemli organlara kalıcı hasarlar da veriyor. Şeker hastalığı kalp, böbrek, beyin ve diğer organlarda harabiyete sebep olur. Damar duvarında damar sertliğine sebep olarak damar tıkanıklıkları yapar.

Tuttuğu organa göre kalp krizi, beyin damarları tıkanıklığı, böbrek yetmezliği, körlük, bacak damarı tıkanıklıklarına neden olabilir. Sinir uçları üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Böbrek yetmezliği nedeni ile diyalize giren hastaların çoğunluğunu şeker hastaları oluşturmaktadır ve diğer yanda kanser riskinde artışa da sebep olabilmektedir.

Periferal, Santral ve Benign Poziyonel Vertigo Nedir?

0

Toplumda oldukça sık rastlanan sağlık sorunlarından biri olarak öne çıkan vertigo konusunda genel bilgiler. Genel anlamıyla vertigo, santral vertigo ve periferik vertigo nedir? Nedenleri ve belirtileri nelerdir? Vertigo atağı nasıl ortaya çıkar, süreç nasıldır? Vertigo kalıcı mıdır, işitme kaybına neden olur mu?

Periferal Vertigo ve Santral Vertigo

Vertigo, denge sisteminde bozukluk sonucu ortaya çıkan dengesizlik ve baş dönmesi yakınmalarına verilen isimdir. Baş ağrısı ve sırt ağrısı gibi, doktora en sık başvuru nedenleri arasındadır. Toplumda genel olarak görülme sıklığı %5-10, 40 yaş üstünde %40 ve 65 yaş üstünde %25’tir. İç kulak, vücut dengesinden sorumludur. İç kulaktan beyne uyarılar gider ve vücut dengede kalır. Eğer iç kulakta bir problem varsa, beyne yanlış ve eksik uyarılar gidecektir, buna periferal vertigo denir. Bu durumda dengeyi sağlayamama, çınlama ve baş dönmesi şikâyeti ortaya çıkar. En çok periferal tip vertigo görülür. Eğer hasar, iç kulaktan beyne sinyalleri ileten sinirde veya beyinde ise buna santral vertigo isimi verilir. Santral vertigo nedenleri migren, geçici damar tıkanıklığı, beyin damar hastalığı, multipl skleroz, kafa içi tümörlerdir.

Vertigoya Sebep Olan Hastalıklar Neler?

Periferal tip klasik vertigoda kalıcı işitme kaybı beklenmez, atak geçince kişiler normal hayatına devam eder. Baş dönmesi bir hastalık değildir, hastalık belirtisidir. Meniere hastalığı, diğer iç kulak hastalıkları, migren, uzun süreli kulak iltihabı, tansiyon yükselmesi/düşmesi, şeker hastalığı (diyabet), kolesterol yüksekliği (hiperlipemi), bazı ilaçlar (asetilsalisilik asit, aminoglikozid vb), beyin damar hastalıkları, beyin tümörleri, felç geçirme, göz bozuklukları ve stres gibi birçok neden baş dönmesi yapar. Kemik kaybı (osteopeni) veya kemik erimesi (osteoporoz) gibi kalsiyum eksikliği ile giden rahatsızlıklarda benign pozisyonel vertigo ismi verilen baş dönme atakları görülebilir. Özellikle menopoza giden kadınlarda baş dönmesi yakınmalarının altında kalsiyum eksikliği görülebilir, değerlendirilmeleri gerekir.

Ani Ortaya Çıkan Vertigo

Ani başlangıçlı periferik vertiogonun en sık nedeni herpes virüs enfeksiyonudur. Benign poziyonel vertigo da ikinci sık nedenidir. Meniere hastalığı iç kulakta sıvı birikmesi sonucu oluşur. Halk arasında iç kulak tansiyonu olarak da bilinir. Orta yaş ve ileri yaşta daha sık görülür. Nedeni tam bilinmemektedir. Aşırı tuz tüketimi, uykusuzluk, stres, menopoz dönemi gibi durumlarda ortaya çıkması kolaylaşır. Genelde tek kulakta olmakla birlikte iki kulakta birden tutulum olabilir. İlerleyici işitme kaybına neden olur.

SANTRAL VERTİGO BELİRTİLERİ | santral ve periferik vertigonun farkı nedir | santral vertigo |

Öne Çıkanlar

Şifalı Bitkiler

Hastalıklar