web analytics
Ana Sayfa Hastalıklar

Hastalıklar

Hastalık sebepleri, hastalık belirtileri, korunma, teşhis ve tedavi. Dikkat edilmesi gerekenler. Hangi belirti hangi hastalığın işareti.

Böbrek İltihabı Nedir? Böbrek İltihabı Belirtileri ve Şikayetleri Neler?

Böbrek iltihabına pyelonefrit adı verilir. Tüm yaşlarda ortaya çıkabilir. Kadınlarda daha sık görülür. Genelde her iki böbrekte birden iltihap gelişir. Böbrekler kandaki toksik maddeleri süzerek, üreter isimi verilen ince bir hortum aracılığı ile idrarı mesaneye (idrar torbası) gönderirler. Mesanede depolanan idrar belli bir hacme ulaştığında işeme isteğini uyarır ve idrar üretra isimli bir boruyla cinsel bölgedeki boşaltma ağzına ulaştırılarak vücuttan işeme işlevi ile atılır. Şimdi gelin böbrek iltihabı yani pyelonefrit nedir, belirtileri ve hasta şikayetleri nelerdir bunlara değinelim.

Böbrek İltihabı (Pyelonefrit) Nedir?

Pyelonefrit, böbrek ve üreter isimli idrar yolları iltihaplarına verilen isimdir. Pyelonefrit, mesane ve üretra enfeksiyonlarından daha ciddi ve ağır bir enfeksiyondur. Böbrek yetmezliği, böbrek taşı, şeker hastalığı, erkeklerde prostat büyümesi, böbrek nakilli hastalar, gebelik, doğuştan gelen böbrek ve idrar yolu anomalileri, idrarın böbreğe geri kaçması olan vezikoüretral reflü (VUR) hastalığı, kanser tedavisi, kortizon kullanımı, kontrolsüz antibiyotik ve ağrı kesici kullanımı böbrek iltihabının daha kolay ortaya çıkarmasını sağlar. İdrar sondası takılması da iltihap sebebidir. Böbrek iltihabına en sık neden olan mikrop, dışkıda bol bulunan E. Coli bakterisidir. İdrar yolu iltihabının yukarı böbreğe doğru yayılması ya da komşu organlardan kan yolu ile böbreğe gelmesi ile iltihap gelişir.

Böbrek iltihabının tedavi edilmemesi, VUR hastalığı, otoimmün hastalıklar (vücudun savunma sisteminin böbreği yabancı algılayıp harap etmesi) varlığında böbrek iltihabı müzminleşir. Tedavi edilmeyen vakalarda kana mikrop karışabilir, apse oluşabilir.

Böbrek İltihabı Belirtileri ve Hasta Şikayetleri

Peki böbrek iltihabı olanlarda ortaya çıkan en yaygın ve bilinen belirtiler ve şikayetler neler? Böbrek iltihabı yani pyelonefrit geçiren kişilerde en sık rastlanan belirtiler ve bulgular şöyle.

Sırta vuran yan ağrısı ve ateş şikayeti bulunur. Yan ağrısına halk arasında böğür ağrısı da denmektedir. Ağrıya bulantı ve kusma eşlik edebilir. İdrar yaparken yanma, sık sık idrara çıkma şikayetleri de bulunabilir. Halsizlik sık olarak görülür. Yaşlılarda bilinç bulanıklığı gelişebilir. İdrarda et suyu görünümü, kötü koku olabilir; idrar yaparken ağrı, sık idrara çıkma gibi yakınmalar olabilir.

Muayenede, böğür diye bilinen, belin üst sağ ve sol yanlarında hassasiyet tespit edilir. Tam idrar tetkikinde nitrit ve beyaz kan hücreleri görülür. Kan tahlilinde beyaz kan hücreleri, sedimantasyon ve CRP yüksekliği vardır. Bu sonuçların hepsi iltihap varlığında yükselir. İdrar kültürü yapılarak etken mikroorganizma saptanır. Ultrason yapılarak böbrek genişliği, taş ve apse görülebilir. Gerekli hallerde daha ileri İVP, sistoskopi, sistoüretrografi gibi görüntüleme yöntemleri kullanılır. Apse, yumurtalık kisti, safra kesesi iltihabı, pankreas iltihabı, apandisit, akciğer iltihapları gibi hastalıkların ayırıcı tanısı muayene ve tahlillerle yapılır.

Divertikül ve Divertikül İltihabı Nedir? Belirtileri Neler? Hastalar Ne Yemeli Ne Yememeli?

Toplumda özellikle belli bir yaş üzerindeki insanlarda sıkça karşılaşılan divertikül ve divertikül iltihabı nedir? Belirtileri ve hastaların şikayetleri neler? Tıbbi tedavisi var mı? Divertikül ve divertikül iltihabına iyi gelen yiyecekler ve besinler neler? Ne tür bir diyet uygulanmalı? İşte tüm bu soruların yanıtları…

Divertikül ve Divertikül İltihabı Nedir?

Kalınbağırsak duvarının dışa doğru minik fitıklaşmalarına divertikül adı verilmektedir. Divertiküllerin iltihaplanması sonucu divertikülit meydana gelir. Çok sayıda divertikül olması ise divertikülozistir. Divertiküllerin görülme sıklığı yaşla birlikte artmaktadır. 50 yaşından sonra insanların %20-50’sinde divertikül saptanmakta, 90 yaşındakilerin neredeyse hepsinde görülmektedir. Diyette liften fakir beslenme, kabızlık, şişmanlık gibi faktörler divertikül oluşumuna katkıda bulunur. Birçok hasta midede, mesanede, bağırsakta, yemek borusunda divertikül şikayetlerinden yakınabilmekte. Batı ülkelerinde liften az diyete bağlı olarak daha sık gözlenmektedir.

Divertikül ve Divertikül İltihabı Belirtileri ve Şikayetleri

Divertiküllerde genellikle belirti görülmez. Karın ağrısı, ishal, kabızlık, gaz şikayetleri hassas bağırsak sendromu ile ilişkili olabilir. Çok az hastada kanama oluşabilir. Divertikülin iltihaplanması sonucu karında kramp şeklinde ağrı, üşüme-titreme, ateş, bulantı, kusma şikâyetleri olur. Kabızlık, tuvalete gitmede sıklık, idrar yaparken yanma görülür. Kanamaya neden olabilir.

Divertikülit, bağırsak tıkanması, bağırsak yırtılması, karın içi apse ve iltihabın karın duvarına yayılmasına sebep olabilir. Apandisit, bağırsak kanseri gibi diğer benzer yakınmalara neden olan hastalıklar ile mutlaka ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Hassas bağırsak hastalığı, chron hastalığı, ülseratif kolit, idrar yolu hastalıkları, böbrek taşı ile karışabilir.

Kan tetkikinde beyaz küre artışı, dışkıda gizli kan müspet saptanır. Karın röntgeninde ancak bağırsak delinmesi ve tıkanıklığı mevcutsa görülebilir. Ultrason yapılabilir. Divertikülit tanısı esas olarak kolonoskopi ile konur. BT kolonoskopi de tanı seçenekleri arasındadır. Kolonoskopide ince bir boru ile makattan girilerek kalın bağırsak izlenir. Kanser şüphesi varlığında parça alma imkânı vardır.

Divertikülün Tıbbi Tedavisi ve Kullanılan İlaçlar

Peki divertikül ve divertikül iltihabının tıbbi tedavisi var mı, tıbbi tedavide kullanılan ilaçlar ve etken maddeler neler. Divertikül oluşumunu engellemek için lifli gıdalar (baklagiller, kuruyemiş, kepekli ekmek gibi) tüketilmeli, kabızlık önlenmelidir. Günlük 20-35 gram lif alınmalıdır. Böylece dışkının yumuşak ve hacimli olması sağlanarak iltihap gelişme riski azaltılır. İltihap olanlarda ise lifli gıdalar yerine sıvı gıdalar tercih edilir. Divertikül iltihabı gelişirse antibiyotik (ofloksasin, ciprofloksasin, metronidazol gibi) başlanır. Apse, iltihabın karın duvarına yayılması, bağırsak delinmesi, bağırsak tıkanması gelişirse cerrahi tedavi uygulanır.

Divertiküle Ne İyi Gelir? Ne Yememeli?

Diyet yine önemli bir konu olarak öne çıkıyor. Peki divertikül ve divertikül iltihabı oaln hastalar ne yemeli ne yememeli, ne tür diyet ve beslenme değişiklikleri yapmalı. Divertikül oluşumunu azaltan fındık, çekirdek (kabak, ayçiçeği, susam) ve tam tahıllı gıdalar, divertikül iltihabı olduğu dönemde sindirimi zor olup yakınmaları artırabileceği için kısıtlanmalıdır. Domates, salatalık ve çilek gibi gıdaların çekirdeklerinin divertikül ağzını tıkayıp iltihaba neden olabileceğine dair görüşler ileri sürülse de böyle bir risk bulunmamaktadır. Baharatlı, sıcak yemekler bu hastalığı olanlar tarafından tüketilmemelidir.

Çilek, düşük kalorili olup vitamin bakımından zengindir. Fakat dış tarafındaki küçük tohumlar iltihaplı bağırsağı daha da tahriş edebileceği için divertikül iltihabı döneminde tüketilmemelidir. Patlamış mısır ve mısır, lif oranı yüksek sağlıklı gıda olup divertikül atağı riskini azaltır. Fakat divertikül iltihabı geliştiği zaman tüketilirse iltihaplı bağırsak alanındaki tabloyu ağırlaştırabilir, bu nedenle ataklar esnasında kısıtlanmalıdır. Atakların önlenmesi için yüksek lifli diyet uygulanır, ancak bir atak geçirildiğinde lifli gıdaların tüketilmesi kısıtlanmalıdır. Divertikülde iltihap döneminde lifli gıdalar kesilir, sulu, yumuşak gıdalar tüketilir. Bol sıvı içilmeli, günde en az 2 litre su tüketilmelidir.

Kalp Yetmezliği: Belirtileri, Tedavisi, İyi Gelen Bitkiler ve Takviyeler

Kalp, yumruğumuz büyüklüğünde olup yaklaşık 250-300 gram ağırlığındadır. 2 karıncık ve 2 kulakçık şeklinde 4 odacıktan oluşur. Kalp, vücuttan gelen kirli kanı sağ karıncık akciğere pompalar. Akciğerde temizlenen kan kalbe gelerek sol karıncıktan vücuda pompalanır. Yeterli basınçla kan pompalanır. Böylece organların yeterli beslenmesini sağlayacak kanı gönderir. Kalp yetmezliğinde kalbin pompalama gücü azaldığı için dokulara yeterli kan gönderilemez ve dokuların beslenmesi karşılanamaz. Dokuları yetersiz beslenmeden korumak için vücut, böbrekler aracılığı ile su ve tuz tutmaya başlar. Böylece vücutta sıvı birikimi baslar.

Tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, doğumsal kalp hastalıkları, kalp adale iltihapları, kalp kapak hastalıkları, kansızlık, guatr, şişmanlık, akciğer hastalıkları, gebelik ve bazı ilaçlar (antrasiklin kemoterapi ilacı, trastuzumab, steroidler gibi) kalp yetmezliği riski taşımaktadır. Zamanında tanı ve tedavi ile bu risk önlenebilir. Akciğere pıhtı atması ve akciğer iltihapları gibi akciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, siroz, varisler ve kalp zarı iltihapları klinik olarak kalp yetmezliği ile karışabilir.

Kalp Yetmezliği Belirtileri ve Hasta Şikayetleri

Kalp yetmezliğinin yeni başladığı dönemlerde nefes darlığı hareketle ortaya çıkar. İlerledikçe akciğerde sıvı birikimi artacağından dolayı, özellikle dinlenme ve gece yatarken nefes darlığı olmaktadır. Hasta, gece yatarken başının altına birkaç yastık koyar. Kuru öksürük, boyun damarlarında dolgunluk, halsizlik, çabuk yorulma, iştahsızlık, gece idrara çıkma, ayak bileğinde şişlik, hızlı kilo alma ve çarpıntı şikayetleri vardır.

Muayene bulgusu olarak bacaklarda parmakla basınca iz bırakan ödem (şişlik) mevcuttur. Kalbi dinlemekle anormal ses olan üfürüm, akciğeri dinlemekle sıvı birikimini gösteren ral dediğimiz anormal ses duyulur. Nabız sayısı artmıştır. Karın muayenesinde ileri vakalarda sıvı birikmesi bulguları saptanır. Karaciğer büyümüş olarak tespit edilebilir. İdrar tahlilinde protein kaçağı olabilir. Kan tahlilinde vücutta aşırı sıvı birikimine bağlı olarak göreceli azalmış sodyum (tuz) düşüklüğü olabilir. İdrar söktürücü ilaç alımı varsa sodyum ve potasyum mineralleri düşük tespit edilebilir. Kalp şeridinde kalp yetmezliğine özel bir bulgu yoktur ancak çarpıntı, ritim bozuklukları, kalp krizi gibi hastalıklar tespit edilir.

Çekilen akciğer röntgeninde kalp gölgesi normalden büyüktür, akciğerde sıvı birikimi vardır. Renkli kalp ultrasonu olan ekokardiyografi (EKO) ile kalp zarında sıvı birikimi, kapak hastalıkları, kalp içi basınçlar, çaplar ve kalp yetmezliğinin derecesi tespit edilmektedir. EKO ile ejeksiyon fraksiyonu (EF) dediğimiz, kalbin her atımda ne kadar pompaladığını ölçen test tespit edilir. EF, yüzde 40 altı ise kalp yetmezliğini destekler. Kalp damar hastalığı mevcut ise koroner anjiyografi yapılabilir.

Kalp Yetmezliği Tedavisi ve Kullanılan İlaçlar

Öncelikle, kalp yetmezliğine neden olan hastalığın tedavisi yapılır. Sigara, alkol bırakılır. Tuz ve su alımı kısıtlanır. Fazla kilolar verilmelidir. Kilo ve idrar takibi yapılmalıdır. Düzenli, hafif egzersizler önerilir. Diüretik dediğimiz idrar söktürücü ilaçlara (furosemid vb) başlanır. Bunlar, vücuttaki suyu azaltarak ödemi çözerler. İdrar söktürücülerin aşırı kullanımı vücutta tuz ve potasyum mineralini azaltabilir. Kalp yetmezliğinin ilerlemesini durduran, ölüm riskini azaltan beta blokerler (metaprolol, atenolol vb), ACE inhibitörleri (fosinopril, enalapril, lisinopril vb) gibi ilaçlar kullanılır. İlaç türü ve şekli kardiyolog tarafından hastaya özel başlanır. Yetmezliğin derecesine göre tedaviye digoksin eklenir. Digoksinin en önemli yan etkisi, bazı hastalarda görülen kalp ritim bozukluğudur.

Kalp Yetmezliğinde Sıvı ve Gıda Tüketimi

Kalp yetmezliğinde vücutta sıvı fazlalığı olabileceği için, günlük ne kadar sıvı tüketilebileceği hakkında doktorun tavsiyesi alınmalıdır. Alkol tüketimi bırakılmalıdır. Günlük kahve tüketimi 1-2 fincandan fazla olmamalıdır. Doymuş yağların kalp-damar sağlığı üzerine eskiden sanılanın aksine olumsuz etkisi olmadığı gösterilmiştir. Aşırıya kaçmadan tüketilmelidir. Kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyen trans yağ (margarin ve hazır gıdalarda bulunur) ve rafine tuz içeren gıdaların tüketimi kısıtlanmalıdır. Bunun için diyet uzmanının yardımı alınmalıdır.

Günlük Yaşamda Dikkat Edilmesi Gereken Unsurlar

Ciddi kalp yetmezliği olan hastaların her gün sabah aç karnına, idrar yapıldıktan sonra kıyafetsiz vücut ağırlıklarını takip etmeleri gereklidir. Bir günde 1.5 kgdan fazla alınması veya bir haftada 2.5 kgdan fazla alınması kalp yetmezliğinin ağırlaştığını, vücutta su
(ödem) gösterebilir, takip eden doktor ile görüşülmelidir. Kalp yetmezliği olan bir kişi hızlı kilo vermeye başlarsa da hastalığın ilerlediği anlamına gelebilir, kardiyoloji doktoruyla görüşülmelidir.

Doktorun izin verdiği ölçülerde egzersiz yapılmalıdır. Stres ile mücadele çok önemlidir. Her gün 15-20 dakika sessiz bir ortamda oturulmalı ve derin nefes alıp verilmelidir. Meditasyon gibi gevşeme teknikleri çok yararlıdır. Sizi kızdıracak sorulara cevap vermeden önce içinizden 10’a kadar sayıp, sakinleşip yanıt verin. Günlük 15 dakika oturup istirahat sonrası ölçtüğünüz tansiyonu sabah ve akşam düzenli olarak not alın. Tansiyon değişiklikleri kalp yetmezliğini olumsuz etkileyebilir.

Düzenli uyku, organların istirahati için önemlidir. Başı yukarda tutmak nefes darlığını azaltabilir, buna göre yüksek yastık seçilmelidir. Yemeklerden sonra kısa süreli şekerleme yapılması 2-3 saatte bir ayakların yukarda tutulması yararlıdır. Kalp yetmezliği olanlarda zatürree gelişmesi kanda oksijeni azalttığı için hayati riske neden olabilir. Bu nedenle zatürree ve grip aşılarının zamanında yapılması önemlidir.

Seks aktivitesi ile ilişkili olarak doktordan bilgi alınmalı, stresten uzak ve rahat bir pozisyon tercih edilmelidir. Sıkı çoraplar kan dolaşımını bozup toplardamar pıhtısı oluşturabileceği için tercih edilmemelidir.

Kalp Yetmezliğinde Gıda Takviyeleri

Koenzim Q10: Hücrelerde bulunan ve enerji üretiminde alan doğal bir antioksidandır. Kalp yetmezliği görülen hastalarda CoQ10 düzeyleri oldukça düşük bulunmaktadır. Hekim kontrolünde günde 100-300 mg COQ10 kullanımı önerilmektedir.

L-Karnitin: Tüm hücrelerde doğal olarak bulunan aminoasittir ve kalp kasılmasına yardımcı olup daha etkin bir şekilde enerji üretimini desteklemektedir. Kalbin fonksiyonlarını iyileştirerek kalp yetmezliği yakınmalarını azaltabilmektedir. Günde 3 kez, 500-1.000 mg kullanılması önerilmektedir.

Kalsiyum ve magnezyum: Kasların kasılması ve sağlıklı damar yapısı için gerekli olan elementlerdir. Kalp yetmezliği hastalarında sıklıkla kullanılan idrar söktürücülerin (diüretiklerin) ve digoksinin, kalsiyumve magnezyum düzeylerinde azalmaya neden olduğu bilinmektedir. Bu iki element kan basıncında düzelmeye ve kalp yetmezliği şikayetlerinde azalmaya neden olmaktadır. Magnezyum ayrıca kalpte ritim bozukluğunu önleyebilmektedir. Yemeklerle birlikte ve bölünmüş dozlarında 1500 mg kalsiyum ile 500 mg magnezyum desteği alınması önerilmektedir.

Balık yağı: İçinde bulunan omega-3 yağ asitleri olan eikosapantenoik (EPA) ve dokosahekzanoik asitler (DHA) sayesinde kan basıncını düşürmede etkili olup, damar sertleşmesi ve kalp krizi riskine karşı koruyucu rol oynamaktadır. Günde 3 kez 3 gram EPA+DHA alınması önerilmektedir.

L-Taurin ve L-Arginin: Kalp kası kasılmalarının gücü ve etkisinin artmasına yardımcı olan aminoasitlerdir. Kalp yetmezliği yakınmalarını azaltmaya yardımcı olmak için günde 3 kez 2 gram L-Taurin veya günde 3 kez 1.000-2.000 mg L-Arginin kullanılması
önerilmektedir.

B1 vitamini (Tiyamin): Kalp hücrelerinde enerji üretimi için gerekli olan bir vitamindir. Diüretik kullanımı B1 vitamini düzeylerinde azalmaya neden olabilmektedir. B1 vitamini günde toplam 200-250 mg, kalp yetmezliği hastaları için takviye olarak önerilmektedir.

Kalp Yetmezliğine İyi Gelen Bitkiler ve Bitkisel Takviyeler

Terminalia arjuna: Ayurvedik tıpta kullanılmaktadır. Ağaç kabuklarından ekstresi hazırlanır. Günde 3 kez 500 mg önerilir.

Sarımsak ekstresi: Kan basıncının ve kolesterol düzeyinin düşürülmesine yardımcı olmaktadır. Günde 2 kez 600 mg sarımsak ekstresi içeren takviye alınması önerilmektedir.

Sarımsak: 1-2 diş sarımsağın (4 gram civarında) bir gün içinde tüketilmesi önerilir ancak etkili bileşiklerinin açığa çıkması ve etkinin görülebilmesi için sarımsaklar çiğnenerek ya da kullanmadan önce mutlaka ezilerek alınmalıdır. Uyarı: Sarımsağın kan sulandırıcı ilaçların etkinliğini artırma potansiyeli bulunmaktadır. Kan sulandırıcı ilaçları kullanan kişilerin, sarımsak içeren takviyeleri hekim kontrolünde kullanması gerekmektedir. Planlanmış ameliyatlarda, en az 2 hafta öncesinden sarımsak tüketimine son verilmelidir.

Alıç: Günde 3 kez 200-300 mg alıç ekstresi içeren takviye kullanılması önerilmektedir.

Alıç çayı: Kalp yetmezliğinin ilk evrelerinde sağlığı korumak ve kalp üzerinde uzun süreli koruyucu etki sağlamak amaçlı tüketilmesi önerilen bir çaydır. Alıç çayının ekstre içeren formülasyonlarına göre etkisi daha zayıf olup uzun süreli ve düzenli kullanımdan sonra kalp üzerine olumlu etkileri görülmektedir. Alıç çiçeği ve alıç yaprakları eşit miktarlarda alınıp karıştırılır. 1-2 tatlı kaşığı drog karışımı 1 fincan (150 ml) kaynar su içinde ağzı kapalı olarak 5-10 dakika demlemeye bırakılır ve süzülür. Günde 2 kez birer fincan içilmesi tavsiye edilmektedir.

Şeker Hastalığının Belirtileri Neler? Tedavisi ve Kullanılan İlaçlar

Kan şekeri yüksek ölçülür. İki defa ölçülen açlık kan şekerinin 126 mg/dl üzerinde olması diyabet tanısı koydurur. Yemekten 2 saat sonra ölçülen tokluk kan şekerinin 200 mg/dl üzerinde olması da şeker hastalığını gösterir. Hastaya glikoz içirilerek 2 saat sonra ölçülen kan şekerinin 140-200 mg/dl arasında olması bozulmuş oral glikoz toleransını gösterir. Halk arasında gizli şeker olarak da bilinir.

Şeker Hastalarında Görülen Belirtiler

Çok su içme, çok yemek yeme, sık idrara çıkma, kilo kaybı, yaraların geç iyileşmesi, tatlıya düşkünlük, görme bulanıklığı, ayaklarda yanma ve uyuşma, ciltte kuruluk ve kaşıntı, açlıkta titremeler, iltihaplara yatkınlık, sinirlilik, uyku bozuklukları, baş ağrısı, ağız kuruluğu, halsizlik gibi şikayetler şeker hastalığında ortaya çıkan başlıca belirtilerdir.

HbA1c tahlili kan şekerinin son 3 aydaki seyrini gösteren bir tahlil olup iyi kontrol altında olan, tedavisi iyi olan şeker hastalığında 6 değerinin altında olmalıdır. Değer 6 ve üzerindeyse şeker tedavisinin iyi yapılamadığını gösterir ve tedavide değişikliğe gidilir.

Şeker hastalarında böbrek bozukluğu olup olmadığını anlamak için üre-kreatinin bakılır. Ayrıca böbrek hasarının erken bulgusu olan idrarda mikroalbuminuri testi yapılır. Göz dibi muayenesi ve kalp muayenesi mutlaka yapılır. Nöroloji hekimi tarafından ayak yanmaları, uyuşmalar değerlendirilir. Şeker hastalarında sinir uçları harabiyetine bağlı his kayıpları mevcuttur. Üşüyen ayaklarını sobanın sıcaklığını hissetmeyip yakan çok hasta vardır. Yanık oluşunca tedavisi zordur, iyileşme geç olur. Ayakkabının vurduğu hissedilmez ve yara açılabilir. Diyabetik ayak ismi verilen, damar sertleşmesine bağlı yeterli oksijenin götürelememesi nedeni ile iyileşmesi zor yara oluşur. İltihap vücuda yayılabilir, kangrene dönüşebilir.

Şeker Hastalığında Diyet ve İlaç Tedavileri

Diyetisyen tarafından şeker hastalığına özel diyet verilir. Dengeli beslenme, şeker içeren gıdalardan uzaklaşma, hazır gıdaları tüketmeme ve ara öğünler önerilir. Hasta kiloluysa kilo verdirilir. Egzersizler tavsiye edilir.

İlaç tedavisi sıkça uygulanır. Sulfonilüreler (gliburit, glipzid ve glimepirid), meglitinidler (repaglinit ve nateglinit), tiazolidinedionlar (rosiglitazon ve pioglitazon), metformin, acarboz, GLP-1 reseptör antagonistleri (eksenatid ve liraglutid), SGLT-2 inhibitörleri (canagliflozin ve dapagliflozin) gibi ağzıdan alınan ilaçlar mevcuttur. Her ilaç grubunun kendine has yan etkileri vardır. Çoğu diyabet ilacının kilo alımı yan etkileri bulunurken, metformin, DPP-4 inhibitörleri, GLP-1 reseptör antagonistleri, SGLT-2 inhibitörlerinin kilo alımı yan etkileri azdır.

Kan şekeri çok yüksek ya da ağzıdan alınan ilaçlarla yeterli kan şekeri kontrolü sağlanamıyorsa, tip-1 diyabetse, hamilelik varsa, büyük bir cerrahi operasyon planlanıyorsa, şeker hastalığına bağlı sinir, böbrek, göz harabiyeti varsa, diyabetik ayak varsa ve zatürre gibi ağır enfeksiyonlar varsa insülin tedavisine başlanır. İnsülin dozu hastanın kan şekeri ve ağırlığına göre düzenlenir. Kısa, orta ve uzun etkili çeşitleri vardır. Dozu fazla gelirse ya da yemek az yenirse, öğün atlanırsa hipoglisemi yaşanır. Hipoglisemi kan şekeri düşüklüğüdür. Terleme, çarpıntı, titreme, bulanık görme şikayetleri olur. Kan şekeri 50 mg/dl altına düşer. Mutlaka şeker takviyesi yapılır. Bir şeker hastası bilincini kaybettiyse öncelikle şeker düşüklüğü koması akla gelmeli, ilk tıbbi müdehale olarak damar yoluyla %5 veya %10 dextroz gibi şekerli sıvılardan 150-200 ml verilmelidir.

İnsülin iğnesi sürekli aynı yere yapılırsa yağ bezeleri oluşabilir. Bu nedenle iğnenin yapıldığı bölgeler sürekli olarak değiştirilmelidir. Bacak damarlarının tıkanıklığına bağlı olarak ya da farkına varmadan oluşan yanıklarda pansuman düzenli yapılır. Kangren oluşursa ayak ya da bacağın kesilmesi gündeme gelebilir.

GLP 1 ve SGLT 2 seker ilaclari |

Tip 1 ve Tip 2 Şeker Hastalığı Nasıl ve Neden Olur, Hangi Organları Tutar?

Vücudumuza gerekli olan enerji şekerden, yani glikozdan karşılanır. Glikozdan enerji üretilebilmesi için glikozun hücre içine girmesi gereklidir. Mide arkasında bulunan pankreas dediğimiz organdan insülin salımı olmaktadır. Yemek yediğimizde insülin salınımı artar. İnsülin, glikozun hücre içine girmesini sağlar. İnsülin salınımı azaldığında, olmadığında ya da insüline direnç geliştiğinde glikoz, hücre içine giremez. Kanda glikoz, yani şeker yükselir.

Tip 1 ve Tip 2 Diyabet Hastalığı Nasıl Oluşur?

İnsüline bağımlı şeker hastalığı tip-1 diyabet olup bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Daha çok çocukluk çağında ve genellikle ateşli bir enfeksiyon sonrası çok su içme, idrara çıkma, ağız kuruluğu, ileri derecede halsizlik ve yorgunlukla ilk tanı konur. Aileden gelme olasılığı düşüktür.

Daha sıklıkla karşımıza çıkan, insüline bağımlı olmayan tip-2 diyabet dediğimiz şeker hastalığıdır. Ailesel yatkınlık, şişmanlık, hareketsizlik, aşırı karbonhidrat tüketimi, gebelik, kan yağları yüksekliği şeker hastalığı gelişimini kolaylaştırır. İleri yaş, pankreas bezi hastalıkları şeker hastalığına sebep olabilir. Şeker hastalığı tüm dünyada yaygın olarak görülür ve görülme sıklığı yaşla birlikte artar. Günümüzde hareketsiz hayat, aşırı kilo, fast-food tarzı beslenme şeker hastalığının görülme sıklığını arttırmaktadır.

Şeker Hastalığı Hangi Organları Tutar?

Diyabet halsizlik ve yorgunluk gibi günlük etkiler dışında uzun vadede vücudumuzda bulunan önemli organlara kalıcı hasarlar da veriyor. Şeker hastalığı kalp, böbrek, beyin ve diğer organlarda harabiyete sebep olur. Damar duvarında damar sertliğine sebep olarak damar tıkanıklıkları yapar.

Tuttuğu organa göre kalp krizi, beyin damarları tıkanıklığı, böbrek yetmezliği, körlük, bacak damarı tıkanıklıklarına neden olabilir. Sinir uçları üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Böbrek yetmezliği nedeni ile diyalize giren hastaların çoğunluğunu şeker hastaları oluşturmaktadır ve diğer yanda kanser riskinde artışa da sebep olabilmektedir.

Güneş Lekeleri ve Kahverengi Cilt Lekelerinin Tedavisi

Toplumda birçok insan ciltte oluşan lekelerinden şikayetçi ve her gün daha fazla insanın gerek sağlık sorunları, gerek yaşlılık ve gerekse diğer dış etkenlerden dolayı cildinde yeni lekeler oluşuyor. Peki ciltte oluşan güneş lekelerinin ve kahverengi cilt lekelerinin tedavisi var mı? Söz konusu cilt lekelerinin tedavisinde hangi yöntemler uygulanıyor? İşte cildinizde oluşan lekeleri giderebilmeniz için tedaviye ilişkin bilgiler…

Ciltte Oluşan Lekelerin Sebepleri Neler?

Ciltte sadece güneş lekeleri oluşmaz. Yaş ilerledikçe beliren ve büyüyen kahverengi lekeler, gebelikte oluşan lekeler, akne olarak bilinen sivilce izleri de cilt lekeleri arasında yer alıyor. Cilde rengini veren melanin pigmentinin bir bölgede yoğunlaşması cilt lekelerine neden oluyor. Melanin pigmentinin bir bölgede yoğunlaşması; fazla güneşlenmekten kaynaklanabileceği gibi, kimyasal içerikli ürünlerin kullanılması, solaryuma fazla girilmesi ve genetik faktörlerle de oluşabiliyor.

Cilt Lekesi Tedavisi İçin Doğru Dönem Hangisi?

Melanin denilen cilde renk veren pigmentlerin aşırı çoğalmasıyla oluşan cilt lekeleri ciddi kozmetik problemlere yol açabilmekte. Cilt lekeleri güneş ışınları ile artış gösterdiği için tedavisinin kış aylarında yapılması en doğru seçim olacaktır. Lekenin derinliği ve süresine göre uygun tedavinin hasta bazlı seçilmesi başarı oranını arttırmakta. Kış aylarında lekeler tedavi edildikten sonra yaz aylarında uygun korunma ile tekrar koyulaşması engellenebiliyor. Hidrokinon, arbutin, azelaikasid, traneksamik asit, retinoidler, anti-oksidanlar (C ve E vitamini) içeren krem ve serumlar ile medikal cilt bakımları ilk akla gelen ve çok tercih edilen uygulamalar. Kimyasal ve enzimatik peeling’ler de tercih edilen diğer uygulamalar. Burada yumuşak bir eksfoliasyon ve ardından rahatlatıcı peeling ile cilt derinlemesine temizleniyor, yeni cilt katmanı ortaya çıkıyor. Lazer tedavileri ve mezoterapi PRP uygulamaları ise diğer seçenekler.

Güneş Lekeleri ve Kahverengi Cilt Lekelerinin Tedavisi

Cilt lekelerinin tedavisi için en doğru zaman kış mevsimi. Lazerle leke tedavisi uygulanacak bölgeler güneşten veya bronzlaştırıcı losyonlardan dolayı bronzlaşmış olmamalıdır. Cildin bronzlaşmadan kaynaklanan daha koyu renkli kısımları da lazer ışınlarını absorbe edebilir ve bunun sonucunda ciltte irritasyon gibi yan etkiler görülebilir. Leke tedavilerinde en önemli sorun, lekelerin bir süre sonra geri gelmesi. Ciltte güneş lekeleri tedavisinde önceliğimiz cildi içten dışa tedavi ederek kalıcı iyilik sağlamak. Zaten tedavi edilen lekenin geri gelmemesi için bu şart. İşte bu yüzden renk açıcı maddelerle mezolift tedavisi uygulayarak, cilt hücrelerinin melanin aktivitesini azaltıp, lekeleri içten tedavi etmek etkili bir yöntem oluyor. Formülün içinde bulunan hyalüronik asiti vitamin ve minerallerin de cilt sağlığını olumlu yönde etkilediğini unutmamak gerekiyor.

Hangi Hastalıklar Kuru Veya Balgamlı (Prodüktif) Öksürük Yapar?

Öksürük akciğerlerin savunması için meydana gelen bir savunma mekanizması ve patlayıcı bir ekspirasyondur. Öksürüğün meydana gelmesinde derin bir inspirasyonu takiben glottis kapanır, karnın ve göğsün ekspiratuvar kasları akciğer ve göğüs içinde yüksek basınç meydana getirecek şekilde kasılırlar, glottis aniden açılır. Yükselen basınçla daralan solunum yollarından havanın hızla çıkması ile zararlı maddelerin atılması sağlanır.

Üst solunum yollarının infeksiyonları çoğu zaman öksürükle seyreder. Böyle öksürükler genellikle 2-3 hafta içerisinde düzelir. Öksürük devam ediyorsa tetkik yapılması gerekmektedir.

Öksürüğün görüldüğü bir hasta şikayetinde şu sorular önemlidir:

Öksürük ne kadar süredir devam ediyor?
Öksürük aniden mi başladı ve öksürüğün şekli nasıl?
Hasta sigara içiyor mu, içiyorsa günde kaç adet ve kaç yıldır?
Balgam var mı? Günde ne kadar balgam çıkarılıyor? Ne renk, kötü kokulu mu, kanlı mı?
Öksürük başlayınca uzun mu sürüyor?
Öksürük yemeklerden sonra mı görülüyor?
Öksürüğün pozisyonla ilgisi var mı?
Öksürük bir şekilde atlatılabiliyor mu?
Öksürükle birlikte ateş, baş ağrısı, gece terlemesi, göğüs ağrısı, saman nezlesi, nefes darlığı, kilo kaybı, ses kısıklığı veya şuur kaybı var mı?
Evcil hayvan besleniyor mu?
Tüberkülozlu bir hasta ile temasta bulunuldu mu?

Öksürükle birlikte balgam görülüyorsa buna prodüktif öksürük denir. Birlikte balgam yoksa o takdirde non-pordüktif veya kuru öksürük denir.

Prodüktif (balgamlı) öksürüğün en sık rastlanan sebepleri şunlardır:

Viral, bakteriyel, mikotik, riketsiyal veya parazit orjinli infeksiyon hastalıkları.
Zararlı gaz, duman veya yabancı cisim.
Astma ve alerjik rinit gibi allerjiler.
Maliğniteler. Özellikle bronş kanserleri.
Vasküler sorunlar.
Pnömokonyoz ve akciğeri de tutan kollagen hastalıklar.

Kuru (balgamsız) öksürüğün başlıca sebepleri ise şöyle:

Solunum yolları ve akciğer infeksiyonlarının ilk devreleri. Koriza, influenza, trakeit, akut bronşit ve viral pnömani gibi. Uzun süreli öksürükler akciğer tüberkülozunun erken belirtileri arasında yer alır.

Sol kalp yetmezliği: Burada karakteristik olarak öksürük ve nefes darlığı sabaha karşı 2-3 arasında hastayı uyandırır.

Bronş kanseri: Burada bazen öksürük ilk semptom olarak ortaya çıkar.

Solunum yollarına yabancı cisim kaçması: Şayet yabancı cisim trakea ve büyük bronşlardan birinde ise birlikte wheesing ve stridor bulunur. Küçük bir yabancı cisim başlangıçta asemptomatik olabilir. Fakat daha sonra tıkanan yerin periferinde akciğer absesi ve bronşiektazi gelişebilir.

Diffüz pulmoner fibrozis, sarkoidozis, alerjik alvolitis, asbestozis veya akciğer fonksiyonlarının da restriktif paterne sebep olan herhangi bir hastalık.

Trakea basısı: Aorta anevrizması, tümör veya lenfadenomegalilerin trakeaya bası yapması gibi.

Antihipertansif olarak kullanılan angiotensin converting enzim inhibitörleri hastaların yüzde 10’unda öksürüğe sebep olabilir. İlaç kesildiğinde öksürük de kesilir.

Sinirsel nedenler: Stres altındaki sinirli kimselerde kuru öksürük ortaya çıkabilir. Hastanın bu noktaya dikkati çekilince öksürük artar. Uyku esnasında veya hastanın dikkati başka noktalara çekilirse öksürük azalır ve kaybolur. Bu durumda hastanın tetkiklerinin yapılarak psikojenik öksürük tanısı konulması önem taşır.

Sigara: Sigara kronik öksürüğün en sık rastlanılan nedenidir. Bu öksürüğün sebebi tütündeki irritan maddelerin inhalasyonudur. Sigara tiryakileri en fazla sabah öksürürler. Uyku sırasında öksürük azalır. Sabah hasta uyandığında solunum yollarının biriken atıklardan temizlenmesi için prodüktif bir öksürük başlar. Sigarayı bırakan bir kimsede belli bir zaman sonra öksürük ve balgam kaybolur.

Gluten Hassasiyeti ve Çölyak Hastalığında Glutensiz Beslenme

Gluten hassasiyeti ve çölyak hastalığı günümüzde oldukça sık rastlanan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Çok sayıda kişinin rahatsız olduğu bu durum glutensiz beslenmenin de yaygınlaşmasını sağlamış durumda. Glutensiz beslenme akımının giderek yaygınlaştığı ve glutensiz ürün yelpazesinin de büyüdüğü görülüyor. Peki gluten nedir? Gluten hassasiyetinde ve çölyak hastalığında glutensiz beslenmenin önemi nedir?

Gluten Besinlerde Esne ve Ağsı Yapıyı Oluşturan Proteindir

Glutenin bir karbonhidrat grubu olduğu düşünülür fakat gluten buğday, arpa, çavdar ve yulaf ürünlerinde bulunan, besinlerde esnek ve ağsı yapıyı oluşturan bir proteindir. Gluten hassasiyeti, gluten adı verilen proteinin bağırsaklarda sindirilememesi ve buna bağlı olarak vücutta şişkinlik, gaz, ishal, baş dönmesi ve yorgunluk hissi gibi durumların görülmesidir. Çölyak hastalığı ise her iki cinsiyette de görülebilen, daha çok çocukluk ve gelişme döneminde ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hastalık, ince bağırsakta bulunan glutenden dolayı bağırsaktaki villus yapılarının bozulmalarına bağlı oluşan bir emilim bozukluğudur. Gluten tüketimine bağlı olarak kişinin bağırsaklarında bir tahribat meydana geldiyse o kişiye çölyak hastası, sadece gluten içeren besinlere alerjisi varsa kişinin gluten hassasiyetine sahip olduğu söylenebilir.

Gluten Hassasiyeti Olan Kişiler Etiketleri Mutlaka Okumalı

Çölyak hastalığı ömür boyu devam ederken, gluten hassasiyeti bulunan kişiler birkaç yıl içinde bundan kurtulabilirler. Gluten, vücudumuz için oldukça yararladır. Lif içeriği yüksek olduğundan şeker seviyesinin dengede kalmasını ve daha tok kalınmasını sağlar. Glutensiz besinlerin daha az kalorili olduğu düşünülür. Ancak genelde gluten içeren besinlerin kalorisi, içermeyenlere göre daha azdır. Bu yüzden sağlık sorunu olmayan kişilerin uyguladığı diyetlerde gluten içeren besinler yer almalıdır. Çölyak hatalığı ya da gluten hassasiyeti bulunan kişiler, mutlaka besinlerin üzerinde bulunan etiketleri okumalı. Buğday, çavdar ve arpa gibi besinlerden hazırlanan gıdaları tüketmemeli. Bu besinlerin dışında hazırlanan et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, baklagiller, yumurta, meyve ve sebze gibi besinler tüketilebilir.

Piyasadaki Gluten İçermeyen Yeni Nesil Unlar Var

Rafine beyaz un gibi buğdaydan yapılan unlar dışında diğer kaynaklardan yapılan unlar da mevcut. Yeni nesil gluten içermeyen unlar yeni beslenme ve diyet akımlarının etkisiyle yaygınlaşmaya başlamış durumda. Başta yağlı tohumlar ve farklı bitkilerden elde edilen bu alternatif unlar gluten içermemeleri, glisemik endekslerinin yüksek olması, yüksek vitamin ve mineral değerleriyle daha sağlıklı tercihler arasında yer alıyor. Hindistan cevizi unu, yeni nesil unlardan biri. Badem, ceviz, fındık unları da yeni nesi un ürünleri arasında yer alıyor. Yağlı tohumlardan elde edilen bu unlar, gluten, lektin ve karbonhidrattan fakir olmakla birlikte arjinin amino asidi, magnezyum, bakır, mangan, kalsiyum ve potasyum gibi pek çok mineral açısından da oldukça zengin.

Çölyak Hastası ve Gluten Hassasiyetin Glutensiz Beslenme

Gluten, normal şartlarda mide-bağırsak kanalı yoluyla sindirimi kolay olan bir tahıl proteini. Fakat gluten proteini bazı durumlarda kişilerin bağırsak sisteminde hassasiyet yaratır ve kolay sindirilemez bir hale gelir. Sindirimi aksatan bu durum kişide şişkinlik, hazımsızlık, baş ağrısı ve gaz problemleri ortaya çıkarır. Çölyak hastalığı olarak bilinen glutenin sindirilememesi durumu, ince bağırsağın emici yüzeylerine zarar verir ve bu zarar diğer besin öğelerinin emilimini de engelleyerek besin öğesi yetersizliklerine bağlı bazı hastalıkların da ortaya çıkmasına sebep olur. Kişi çölyak hastasıysa bu durumda en önemli tedavi yöntemi glutensiz beslenmedir.

Kupa Çekme Nerelere Yapılır Hangi Hastalıklara İyi Gelir?

Binlerce yıldır kullanılan hemen hemen hiç yan etkisi olmayan, hata riski taşımayan, kolay uygulanan, masrafsız, çabuk ve etkili, kupa çekme işlemini herkes uygulayabilir. Faydası ve uygulama şekli hacamata benzediği için, “küçük hacamat” olarak da adlandırılır. Bıngıldak ve ense çukuru hariç, vücudun her yerine kupa kapatılabilir.

Kuru Kupa şişe çekme yani küçük hacamat vücudun hangi bölgelerine uygulanabilir? Hacamat hangi hastalıklara iyi gelir? Hacamatın yan etkisi var mı? Hacamatın faydaları neler? Hacamat tiroid bezi, lenf bezi, diş eti, bağırsak, prostat, fıtık, böbrek, tansiyon ve omurga hastalıklarına iyi gelir mi?

Kuru kupa şişe çekme yani küçük hacamat uygulaması vücudun birçok bölgesine uygulanabilir. Uygunlandığı bölge itibariyle çeşitli organlara ve hastalıklara iyi gelir, tedavi eder, ağrıyı kesebilir.

Kuru Kupa (Küçük Hacamat) Hangi Bölgelere Uygulanır, Hangi Hastalıklara İyi Gelir?

Omuz, sırtın orta kısmı ve yanlara kupa kapatmak (son kaburga kemiğine kadar omurganın iki tarafı) akciğer, karaciğer, safra kesesi, pankreas, mide hastalıkları ve ağrılarına, yüksek tansiyon, omurgada kireçleme ve bo yun fıtığına çok iyi gelir.

Sırtın alt kısmına (son kaburga kemiğinden başlayarak kuyruk sokumuna kadar omurganın iki tarafı) kupa kapatmak bel ağrısı, yüksek tansiyon, böbrekler ve kadın-erkek hastalıklarına iyi gelir.

Şakakların alt kısmına (kulaklar önüne) kupa kapatmak göz, burun, dudak, yanak, kulak, boğaz, boyun, diş ve diş eti hastalıklarına iyi gelir; beyni temizler, cildi güzelleştirir.

Kulak Altı, Çene Altı ve Göğüslere Hacamat Uygulaması

Kulak altı ve biraz arkasına kupa kapatmak kulak, burun, göz hastalıkları, ön dişler ve köpek dişleri, baş ağrısı, baş titremesi, karaciğer ve safra kesesi ağrılarına iyi gelir.

Çene altına kupa kapatmak boyun fıtığı, bademcik, çene, göz, burun, kulak, dudak, diş, diş eti, yanak, ses telleri, tiroid bezi ve lenf bezi hastalıklarına iyi gelir; cildi güzelleştirir.

Gögüslerin üstüne, altına ve uçlarına kupa kapatmak göğüsteki tıkanıklığı dağıtır, sütü artırır.

Cinsel Bölge, Göbek Üstü ve Topuklara Hacamat Uygulaması

Makat-cinsel organ arasına kupa kapatmak basur, prostat, fil hastalığı ve adet düzensizliğine iyi gelir.

Makata kupa kapatmak kafadan ve bütün bedenden kanı aşağı çeker. Organlara ve vücuda rahatlık verir, özellikle bağırsaklara, prostat hastalıklarına ve adet düzensizliğine iyi gelir.

Uylukların içine kupa kapatmak basur, göbek fıtığı, kasık fıtığı, gut hastalığı, kalça ve topuk ağrılarına iyi gelir. Uylukların önüne kupa kapatmak erbezi ödemi, kalça ve baldır yaralarına iyi gelir. Uylukların arkasına kupa kapat dindirir, uyluklardaki yara ve ağrıları giderir.

Topuklara kupa kapatmak şişe çekme yapmak adet düzensizliği, siyatik ve gut hastalığına iyi gelir.

Göbek üstüne kupa kapatmak yağları dağıtır, cildi güzelleştirir, kabızlık, fıtık, mide ve karın ağrısına iyi gelir.

Göbek çukuruna yarım litrelik kupa kapatmak, karın ağrısı ve adet düzensizliğine iyi gelir.

Periferal, Santral ve Benign Poziyonel Vertigo Nedir?

Toplumda oldukça sık rastlanan sağlık sorunlarından biri olarak öne çıkan vertigo konusunda genel bilgiler. Genel anlamıyla vertigo, santral vertigo ve periferik vertigo nedir? Nedenleri ve belirtileri nelerdir? Vertigo atağı nasıl ortaya çıkar, süreç nasıldır? Vertigo kalıcı mıdır, işitme kaybına neden olur mu?

Periferal Vertigo ve Santral Vertigo

Vertigo, denge sisteminde bozukluk sonucu ortaya çıkan dengesizlik ve baş dönmesi yakınmalarına verilen isimdir. Baş ağrısı ve sırt ağrısı gibi, doktora en sık başvuru nedenleri arasındadır. Toplumda genel olarak görülme sıklığı %5-10, 40 yaş üstünde %40 ve 65 yaş üstünde %25’tir. İç kulak, vücut dengesinden sorumludur. İç kulaktan beyne uyarılar gider ve vücut dengede kalır. Eğer iç kulakta bir problem varsa, beyne yanlış ve eksik uyarılar gidecektir, buna periferal vertigo denir. Bu durumda dengeyi sağlayamama, çınlama ve baş dönmesi şikâyeti ortaya çıkar. En çok periferal tip vertigo görülür. Eğer hasar, iç kulaktan beyne sinyalleri ileten sinirde veya beyinde ise buna santral vertigo isimi verilir. Santral vertigo nedenleri migren, geçici damar tıkanıklığı, beyin damar hastalığı, multipl skleroz, kafa içi tümörlerdir.

Vertigoya Sebep Olan Hastalıklar Neler?

Periferal tip klasik vertigoda kalıcı işitme kaybı beklenmez, atak geçince kişiler normal hayatına devam eder. Baş dönmesi bir hastalık değildir, hastalık belirtisidir. Meniere hastalığı, diğer iç kulak hastalıkları, migren, uzun süreli kulak iltihabı, tansiyon yükselmesi/düşmesi, şeker hastalığı (diyabet), kolesterol yüksekliği (hiperlipemi), bazı ilaçlar (asetilsalisilik asit, aminoglikozid vb), beyin damar hastalıkları, beyin tümörleri, felç geçirme, göz bozuklukları ve stres gibi birçok neden baş dönmesi yapar. Kemik kaybı (osteopeni) veya kemik erimesi (osteoporoz) gibi kalsiyum eksikliği ile giden rahatsızlıklarda benign pozisyonel vertigo ismi verilen baş dönme atakları görülebilir. Özellikle menopoza giden kadınlarda baş dönmesi yakınmalarının altında kalsiyum eksikliği görülebilir, değerlendirilmeleri gerekir.

Ani Ortaya Çıkan Vertigo

Ani başlangıçlı periferik vertiogonun en sık nedeni herpes virüs enfeksiyonudur. Benign poziyonel vertigo da ikinci sık nedenidir. Meniere hastalığı iç kulakta sıvı birikmesi sonucu oluşur. Halk arasında iç kulak tansiyonu olarak da bilinir. Orta yaş ve ileri yaşta daha sık görülür. Nedeni tam bilinmemektedir. Aşırı tuz tüketimi, uykusuzluk, stres, menopoz dönemi gibi durumlarda ortaya çıkması kolaylaşır. Genelde tek kulakta olmakla birlikte iki kulakta birden tutulum olabilir. İlerleyici işitme kaybına neden olur.

SANTRAL VERTİGO BELİRTİLERİ | santral ve periferik vertigonun farkı nedir | santral vertigo |