web analytics

Hastalıklar

Hastalık sebepleri, hastalık belirtileri, korunma, teşhis ve tedavi. Dikkat edilmesi gerekenler. Hangi belirti hangi hastalığın işareti.

Güneş Lekeleri ve Kahverengi Cilt Lekelerinin Tedavisi

0

Toplumda birçok insan ciltte oluşan lekelerinden şikayetçi ve her gün daha fazla insanın gerek sağlık sorunları, gerek yaşlılık ve gerekse diğer dış etkenlerden dolayı cildinde yeni lekeler oluşuyor. Peki ciltte oluşan güneş lekelerinin ve kahverengi cilt lekelerinin tedavisi var mı? Söz konusu cilt lekelerinin tedavisinde hangi yöntemler uygulanıyor? İşte cildinizde oluşan lekeleri giderebilmeniz için tedaviye ilişkin bilgiler…

Ciltte Oluşan Lekelerin Sebepleri Neler?

Ciltte sadece güneş lekeleri oluşmaz. Yaş ilerledikçe beliren ve büyüyen kahverengi lekeler, gebelikte oluşan lekeler, akne olarak bilinen sivilce izleri de cilt lekeleri arasında yer alıyor. Cilde rengini veren melanin pigmentinin bir bölgede yoğunlaşması cilt lekelerine neden oluyor. Melanin pigmentinin bir bölgede yoğunlaşması; fazla güneşlenmekten kaynaklanabileceği gibi, kimyasal içerikli ürünlerin kullanılması, solaryuma fazla girilmesi ve genetik faktörlerle de oluşabiliyor.

Cilt Lekesi Tedavisi İçin Doğru Dönem Hangisi?

Melanin denilen cilde renk veren pigmentlerin aşırı çoğalmasıyla oluşan cilt lekeleri ciddi kozmetik problemlere yol açabilmekte. Cilt lekeleri güneş ışınları ile artış gösterdiği için tedavisinin kış aylarında yapılması en doğru seçim olacaktır. Lekenin derinliği ve süresine göre uygun tedavinin hasta bazlı seçilmesi başarı oranını arttırmakta. Kış aylarında lekeler tedavi edildikten sonra yaz aylarında uygun korunma ile tekrar koyulaşması engellenebiliyor. Hidrokinon, arbutin, azelaikasid, traneksamik asit, retinoidler, anti-oksidanlar (C ve E vitamini) içeren krem ve serumlar ile medikal cilt bakımları ilk akla gelen ve çok tercih edilen uygulamalar. Kimyasal ve enzimatik peeling’ler de tercih edilen diğer uygulamalar. Burada yumuşak bir eksfoliasyon ve ardından rahatlatıcı peeling ile cilt derinlemesine temizleniyor, yeni cilt katmanı ortaya çıkıyor. Lazer tedavileri ve mezoterapi PRP uygulamaları ise diğer seçenekler.

Güneş Lekeleri ve Kahverengi Cilt Lekelerinin Tedavisi

Cilt lekelerinin tedavisi için en doğru zaman kış mevsimi. Lazerle leke tedavisi uygulanacak bölgeler güneşten veya bronzlaştırıcı losyonlardan dolayı bronzlaşmış olmamalıdır. Cildin bronzlaşmadan kaynaklanan daha koyu renkli kısımları da lazer ışınlarını absorbe edebilir ve bunun sonucunda ciltte irritasyon gibi yan etkiler görülebilir. Leke tedavilerinde en önemli sorun, lekelerin bir süre sonra geri gelmesi. Ciltte güneş lekeleri tedavisinde önceliğimiz cildi içten dışa tedavi ederek kalıcı iyilik sağlamak. Zaten tedavi edilen lekenin geri gelmemesi için bu şart. İşte bu yüzden renk açıcı maddelerle mezolift tedavisi uygulayarak, cilt hücrelerinin melanin aktivitesini azaltıp, lekeleri içten tedavi etmek etkili bir yöntem oluyor. Formülün içinde bulunan hyalüronik asiti vitamin ve minerallerin de cilt sağlığını olumlu yönde etkilediğini unutmamak gerekiyor.

Kalp Yetmezliği: Belirtileri, Tedavisi, İyi Gelen Bitkiler ve Takviyeler

0

Kalp, yumruğumuz büyüklüğünde olup yaklaşık 250-300 gram ağırlığındadır. 2 karıncık ve 2 kulakçık şeklinde 4 odacıktan oluşur. Kalp, vücuttan gelen kirli kanı sağ karıncık akciğere pompalar. Akciğerde temizlenen kan kalbe gelerek sol karıncıktan vücuda pompalanır. Yeterli basınçla kan pompalanır. Böylece organların yeterli beslenmesini sağlayacak kanı gönderir. Kalp yetmezliğinde kalbin pompalama gücü azaldığı için dokulara yeterli kan gönderilemez ve dokuların beslenmesi karşılanamaz. Dokuları yetersiz beslenmeden korumak için vücut, böbrekler aracılığı ile su ve tuz tutmaya başlar. Böylece vücutta sıvı birikimi baslar.

Tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, doğumsal kalp hastalıkları, kalp adale iltihapları, kalp kapak hastalıkları, kansızlık, guatr, şişmanlık, akciğer hastalıkları, gebelik ve bazı ilaçlar (antrasiklin kemoterapi ilacı, trastuzumab, steroidler gibi) kalp yetmezliği riski taşımaktadır. Zamanında tanı ve tedavi ile bu risk önlenebilir. Akciğere pıhtı atması ve akciğer iltihapları gibi akciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, siroz, varisler ve kalp zarı iltihapları klinik olarak kalp yetmezliği ile karışabilir.

Kalp Yetmezliği Belirtileri ve Hasta Şikayetleri

Kalp yetmezliğinin yeni başladığı dönemlerde nefes darlığı hareketle ortaya çıkar. İlerledikçe akciğerde sıvı birikimi artacağından dolayı, özellikle dinlenme ve gece yatarken nefes darlığı olmaktadır. Hasta, gece yatarken başının altına birkaç yastık koyar. Kuru öksürük, boyun damarlarında dolgunluk, halsizlik, çabuk yorulma, iştahsızlık, gece idrara çıkma, ayak bileğinde şişlik, hızlı kilo alma ve çarpıntı şikayetleri vardır.

Muayene bulgusu olarak bacaklarda parmakla basınca iz bırakan ödem (şişlik) mevcuttur. Kalbi dinlemekle anormal ses olan üfürüm, akciğeri dinlemekle sıvı birikimini gösteren ral dediğimiz anormal ses duyulur. Nabız sayısı artmıştır. Karın muayenesinde ileri vakalarda sıvı birikmesi bulguları saptanır. Karaciğer büyümüş olarak tespit edilebilir. İdrar tahlilinde protein kaçağı olabilir. Kan tahlilinde vücutta aşırı sıvı birikimine bağlı olarak göreceli azalmış sodyum (tuz) düşüklüğü olabilir. İdrar söktürücü ilaç alımı varsa sodyum ve potasyum mineralleri düşük tespit edilebilir. Kalp şeridinde kalp yetmezliğine özel bir bulgu yoktur ancak çarpıntı, ritim bozuklukları, kalp krizi gibi hastalıklar tespit edilir.

Çekilen akciğer röntgeninde kalp gölgesi normalden büyüktür, akciğerde sıvı birikimi vardır. Renkli kalp ultrasonu olan ekokardiyografi (EKO) ile kalp zarında sıvı birikimi, kapak hastalıkları, kalp içi basınçlar, çaplar ve kalp yetmezliğinin derecesi tespit edilmektedir. EKO ile ejeksiyon fraksiyonu (EF) dediğimiz, kalbin her atımda ne kadar pompaladığını ölçen test tespit edilir. EF, yüzde 40 altı ise kalp yetmezliğini destekler. Kalp damar hastalığı mevcut ise koroner anjiyografi yapılabilir.

Kalp Yetmezliği Tedavisi ve Kullanılan İlaçlar

Öncelikle, kalp yetmezliğine neden olan hastalığın tedavisi yapılır. Sigara, alkol bırakılır. Tuz ve su alımı kısıtlanır. Fazla kilolar verilmelidir. Kilo ve idrar takibi yapılmalıdır. Düzenli, hafif egzersizler önerilir. Diüretik dediğimiz idrar söktürücü ilaçlara (furosemid vb) başlanır. Bunlar, vücuttaki suyu azaltarak ödemi çözerler. İdrar söktürücülerin aşırı kullanımı vücutta tuz ve potasyum mineralini azaltabilir. Kalp yetmezliğinin ilerlemesini durduran, ölüm riskini azaltan beta blokerler (metaprolol, atenolol vb), ACE inhibitörleri (fosinopril, enalapril, lisinopril vb) gibi ilaçlar kullanılır. İlaç türü ve şekli kardiyolog tarafından hastaya özel başlanır. Yetmezliğin derecesine göre tedaviye digoksin eklenir. Digoksinin en önemli yan etkisi, bazı hastalarda görülen kalp ritim bozukluğudur.

Kalp Yetmezliğinde Sıvı ve Gıda Tüketimi

Kalp yetmezliğinde vücutta sıvı fazlalığı olabileceği için, günlük ne kadar sıvı tüketilebileceği hakkında doktorun tavsiyesi alınmalıdır. Alkol tüketimi bırakılmalıdır. Günlük kahve tüketimi 1-2 fincandan fazla olmamalıdır. Doymuş yağların kalp-damar sağlığı üzerine eskiden sanılanın aksine olumsuz etkisi olmadığı gösterilmiştir. Aşırıya kaçmadan tüketilmelidir. Kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyen trans yağ (margarin ve hazır gıdalarda bulunur) ve rafine tuz içeren gıdaların tüketimi kısıtlanmalıdır. Bunun için diyet uzmanının yardımı alınmalıdır.

Günlük Yaşamda Dikkat Edilmesi Gereken Unsurlar

Ciddi kalp yetmezliği olan hastaların her gün sabah aç karnına, idrar yapıldıktan sonra kıyafetsiz vücut ağırlıklarını takip etmeleri gereklidir. Bir günde 1.5 kgdan fazla alınması veya bir haftada 2.5 kgdan fazla alınması kalp yetmezliğinin ağırlaştığını, vücutta su
(ödem) gösterebilir, takip eden doktor ile görüşülmelidir. Kalp yetmezliği olan bir kişi hızlı kilo vermeye başlarsa da hastalığın ilerlediği anlamına gelebilir, kardiyoloji doktoruyla görüşülmelidir.

Doktorun izin verdiği ölçülerde egzersiz yapılmalıdır. Stres ile mücadele çok önemlidir. Her gün 15-20 dakika sessiz bir ortamda oturulmalı ve derin nefes alıp verilmelidir. Meditasyon gibi gevşeme teknikleri çok yararlıdır. Sizi kızdıracak sorulara cevap vermeden önce içinizden 10’a kadar sayıp, sakinleşip yanıt verin. Günlük 15 dakika oturup istirahat sonrası ölçtüğünüz tansiyonu sabah ve akşam düzenli olarak not alın. Tansiyon değişiklikleri kalp yetmezliğini olumsuz etkileyebilir.

Düzenli uyku, organların istirahati için önemlidir. Başı yukarda tutmak nefes darlığını azaltabilir, buna göre yüksek yastık seçilmelidir. Yemeklerden sonra kısa süreli şekerleme yapılması 2-3 saatte bir ayakların yukarda tutulması yararlıdır. Kalp yetmezliği olanlarda zatürree gelişmesi kanda oksijeni azalttığı için hayati riske neden olabilir. Bu nedenle zatürree ve grip aşılarının zamanında yapılması önemlidir.

Seks aktivitesi ile ilişkili olarak doktordan bilgi alınmalı, stresten uzak ve rahat bir pozisyon tercih edilmelidir. Sıkı çoraplar kan dolaşımını bozup toplardamar pıhtısı oluşturabileceği için tercih edilmemelidir.

Kalp Yetmezliğinde Gıda Takviyeleri

Koenzim Q10: Hücrelerde bulunan ve enerji üretiminde alan doğal bir antioksidandır. Kalp yetmezliği görülen hastalarda CoQ10 düzeyleri oldukça düşük bulunmaktadır. Hekim kontrolünde günde 100-300 mg COQ10 kullanımı önerilmektedir.

L-Karnitin: Tüm hücrelerde doğal olarak bulunan aminoasittir ve kalp kasılmasına yardımcı olup daha etkin bir şekilde enerji üretimini desteklemektedir. Kalbin fonksiyonlarını iyileştirerek kalp yetmezliği yakınmalarını azaltabilmektedir. Günde 3 kez, 500-1.000 mg kullanılması önerilmektedir.

Kalsiyum ve magnezyum: Kasların kasılması ve sağlıklı damar yapısı için gerekli olan elementlerdir. Kalp yetmezliği hastalarında sıklıkla kullanılan idrar söktürücülerin (diüretiklerin) ve digoksinin, kalsiyumve magnezyum düzeylerinde azalmaya neden olduğu bilinmektedir. Bu iki element kan basıncında düzelmeye ve kalp yetmezliği şikayetlerinde azalmaya neden olmaktadır. Magnezyum ayrıca kalpte ritim bozukluğunu önleyebilmektedir. Yemeklerle birlikte ve bölünmüş dozlarında 1500 mg kalsiyum ile 500 mg magnezyum desteği alınması önerilmektedir.

Balık yağı: İçinde bulunan omega-3 yağ asitleri olan eikosapantenoik (EPA) ve dokosahekzanoik asitler (DHA) sayesinde kan basıncını düşürmede etkili olup, damar sertleşmesi ve kalp krizi riskine karşı koruyucu rol oynamaktadır. Günde 3 kez 3 gram EPA+DHA alınması önerilmektedir.

L-Taurin ve L-Arginin: Kalp kası kasılmalarının gücü ve etkisinin artmasına yardımcı olan aminoasitlerdir. Kalp yetmezliği yakınmalarını azaltmaya yardımcı olmak için günde 3 kez 2 gram L-Taurin veya günde 3 kez 1.000-2.000 mg L-Arginin kullanılması
önerilmektedir.

B1 vitamini (Tiyamin): Kalp hücrelerinde enerji üretimi için gerekli olan bir vitamindir. Diüretik kullanımı B1 vitamini düzeylerinde azalmaya neden olabilmektedir. B1 vitamini günde toplam 200-250 mg, kalp yetmezliği hastaları için takviye olarak önerilmektedir.

Kalp Yetmezliğine İyi Gelen Bitkiler ve Bitkisel Takviyeler

Terminalia arjuna: Ayurvedik tıpta kullanılmaktadır. Ağaç kabuklarından ekstresi hazırlanır. Günde 3 kez 500 mg önerilir.

Sarımsak ekstresi: Kan basıncının ve kolesterol düzeyinin düşürülmesine yardımcı olmaktadır. Günde 2 kez 600 mg sarımsak ekstresi içeren takviye alınması önerilmektedir.

Sarımsak: 1-2 diş sarımsağın (4 gram civarında) bir gün içinde tüketilmesi önerilir ancak etkili bileşiklerinin açığa çıkması ve etkinin görülebilmesi için sarımsaklar çiğnenerek ya da kullanmadan önce mutlaka ezilerek alınmalıdır. Uyarı: Sarımsağın kan sulandırıcı ilaçların etkinliğini artırma potansiyeli bulunmaktadır. Kan sulandırıcı ilaçları kullanan kişilerin, sarımsak içeren takviyeleri hekim kontrolünde kullanması gerekmektedir. Planlanmış ameliyatlarda, en az 2 hafta öncesinden sarımsak tüketimine son verilmelidir.

Alıç: Günde 3 kez 200-300 mg alıç ekstresi içeren takviye kullanılması önerilmektedir.

Alıç çayı: Kalp yetmezliğinin ilk evrelerinde sağlığı korumak ve kalp üzerinde uzun süreli koruyucu etki sağlamak amaçlı tüketilmesi önerilen bir çaydır. Alıç çayının ekstre içeren formülasyonlarına göre etkisi daha zayıf olup uzun süreli ve düzenli kullanımdan sonra kalp üzerine olumlu etkileri görülmektedir. Alıç çiçeği ve alıç yaprakları eşit miktarlarda alınıp karıştırılır. 1-2 tatlı kaşığı drog karışımı 1 fincan (150 ml) kaynar su içinde ağzı kapalı olarak 5-10 dakika demlemeye bırakılır ve süzülür. Günde 2 kez birer fincan içilmesi tavsiye edilmektedir.

Böbrek İltihabı Nedir? Böbrek İltihabı Belirtileri ve Şikayetleri Neler?

0

Böbrek iltihabına pyelonefrit adı verilir. Tüm yaşlarda ortaya çıkabilir. Kadınlarda daha sık görülür. Genelde her iki böbrekte birden iltihap gelişir. Böbrekler kandaki toksik maddeleri süzerek, üreter isimi verilen ince bir hortum aracılığı ile idrarı mesaneye (idrar torbası) gönderirler. Mesanede depolanan idrar belli bir hacme ulaştığında işeme isteğini uyarır ve idrar üretra isimli bir boruyla cinsel bölgedeki boşaltma ağzına ulaştırılarak vücuttan işeme işlevi ile atılır. Şimdi gelin böbrek iltihabı yani pyelonefrit nedir, belirtileri ve hasta şikayetleri nelerdir bunlara değinelim.

Böbrek İltihabı (Pyelonefrit) Nedir?

Pyelonefrit, böbrek ve üreter isimli idrar yolları iltihaplarına verilen isimdir. Pyelonefrit, mesane ve üretra enfeksiyonlarından daha ciddi ve ağır bir enfeksiyondur. Böbrek yetmezliği, böbrek taşı, şeker hastalığı, erkeklerde prostat büyümesi, böbrek nakilli hastalar, gebelik, doğuştan gelen böbrek ve idrar yolu anomalileri, idrarın böbreğe geri kaçması olan vezikoüretral reflü (VUR) hastalığı, kanser tedavisi, kortizon kullanımı, kontrolsüz antibiyotik ve ağrı kesici kullanımı böbrek iltihabının daha kolay ortaya çıkarmasını sağlar. İdrar sondası takılması da iltihap sebebidir. Böbrek iltihabına en sık neden olan mikrop, dışkıda bol bulunan E. Coli bakterisidir. İdrar yolu iltihabının yukarı böbreğe doğru yayılması ya da komşu organlardan kan yolu ile böbreğe gelmesi ile iltihap gelişir.

Böbrek iltihabının tedavi edilmemesi, VUR hastalığı, otoimmün hastalıklar (vücudun savunma sisteminin böbreği yabancı algılayıp harap etmesi) varlığında böbrek iltihabı müzminleşir. Tedavi edilmeyen vakalarda kana mikrop karışabilir, apse oluşabilir.

Böbrek İltihabı Belirtileri ve Hasta Şikayetleri

Peki böbrek iltihabı olanlarda ortaya çıkan en yaygın ve bilinen belirtiler ve şikayetler neler? Böbrek iltihabı yani pyelonefrit geçiren kişilerde en sık rastlanan belirtiler ve bulgular şöyle.

Sırta vuran yan ağrısı ve ateş şikayeti bulunur. Yan ağrısına halk arasında böğür ağrısı da denmektedir. Ağrıya bulantı ve kusma eşlik edebilir. İdrar yaparken yanma, sık sık idrara çıkma şikayetleri de bulunabilir. Halsizlik sık olarak görülür. Yaşlılarda bilinç bulanıklığı gelişebilir. İdrarda et suyu görünümü, kötü koku olabilir; idrar yaparken ağrı, sık idrara çıkma gibi yakınmalar olabilir.

Muayenede, böğür diye bilinen, belin üst sağ ve sol yanlarında hassasiyet tespit edilir. Tam idrar tetkikinde nitrit ve beyaz kan hücreleri görülür. Kan tahlilinde beyaz kan hücreleri, sedimantasyon ve CRP yüksekliği vardır. Bu sonuçların hepsi iltihap varlığında yükselir. İdrar kültürü yapılarak etken mikroorganizma saptanır. Ultrason yapılarak böbrek genişliği, taş ve apse görülebilir. Gerekli hallerde daha ileri İVP, sistoskopi, sistoüretrografi gibi görüntüleme yöntemleri kullanılır. Apse, yumurtalık kisti, safra kesesi iltihabı, pankreas iltihabı, apandisit, akciğer iltihapları gibi hastalıkların ayırıcı tanısı muayene ve tahlillerle yapılır.

Taşikardi – Çarpıntı Nedir? Ne Zaman Ortaya Çıkar?

0

Toplum genelinde taşikardi yani bilinen adıyla çarpıntı sıkça rastlanılan bir durum. Birçok insan taşikardi sıkıntısı çekmekle birlikte bazıları bunu önemserken bazıları ise herhangi bir sorun teşkil edene kadar bunu önemsemez. Bir diğer yandan ise her çarpıntı taşikardi de değildir anca kalp çarpıntısı belli sebepler ile her yaşta ortaya çıkabilir.

Peki taşikardi yani bilinen adıyla çarpıntı nedir ve ne zaman ortaya çıkar? İlaçlar kalp çarpıntısı yapar mı? Kalp atım hızı ne kadar olduğunda bu taşikardi anlamına gelir?

Taşikardi – Çarpıntı Nedir? Ne Zaman Ortaya Çıkar?

Normal kalp hızı dakikada 60-100 arasında seyretmektedir. Kalp atım hızının 100’ün üzerine çıkmasına taşikardi denir. Kişi, çarpıntı olarak ifade eder. Bazen nabız artışı olmadan çarpıntı hissedilebilir, bunun ayrımı yapılmalıdır. Normalde sinüs düğümü her atım için elektrik uyarısı gönderir. Kalbin doğal pili olan sinüs düğümü dediğimiz bölgedeki hücrelerin aşırı uyarılması sonucu atım sayısı artar. Buna sinüs taşikardisi denir.

Kalbin karıncıklarından (ventrikül) kaynaklanan taşikardiye ventriküler taşikardi, kulakçıklardan (atrium) kaynaklanana atriyal taşikardi denmektedir. Çarpıntı, kalp atımlarının hasta tarafından hissedilmesidir. Ancak her çarpıntı taşikardi değildir. Çarpıntı hissedilmesi kalp atım sayısının düşmesi ve fazladan ekstra atımların olduğu durumlarda da olur.

Kalp Çarpıntısı Hangi Yaşlarda Sık Görülür?

Taşikardi belli sebeplerle her yaştan kişide görülebilir. Çarpıntı her yaşta oluşabilir. Daha önceden kalp hastalığı olanlarda ventriküler ve atriyal çarpıntılar daha sık görülmektedir. Koşmak, heyecanlanmak, korkmak, alkol, sigara, kafeinli içecekler, adet dönemleri, ateş, kansızlık, tansiyon düşmesi, ağrı, soğuk algınlığı ve ağrı kesici ilaç kullanımı gibi durumlarda kalp atım sayısı artabilir. Nedeninin ortadan kalkması ile atım sayısı normale döner. Doğuştan olan kalp hastalıkları, tansiyon hastalığı, kalp damarların-da darlık olması, kalp yetmezliği, kalp iltihaplanması, guatr, bazı ilaçlar (salbutamol gibi astım ilaçları, zayıflama ilaçları, amitriptilin vb), kanda elektrolit dengesizlikleri taşikardiye neden olur. Bazen sebep bulunamaz. Panik atak hastalığında da çarpıntı görülür.

Hemoroid (Basur) Nedir? Hemoroid Sebepleri, Belirtileri ve Şikayetler

0

Hemoroid toplumda çok sık rastlanan ve toplumun büyük çoğunluğunun yaşadığı bir rahatsızlık olarak ön plana çıkmaktadır ve halk arasında yaygın bir şekilde bilinir. Peki hemoroid nedir? Hemoroid belirtileri nelerdir, hastada hangi şikayetlere sebebiyet verir?

Hemoroid halk arasında çok yaygın bir şekilde basur olarak bilinir. Hemoroidal damar yumağından dolayı bu ismi almıştır. Hemoroidal damarlar makat çıkışında bulunur ve yastıkçık görevi görür. Bu damarlar şişip genişlediği ve sarktığı zaman basur hastalığına neden olur. Çok yaygın bir hastalıktır.

Hemoroidin (basur) sebepleri nelerdir?

Karın içi basıncını arttıran ıkınma, kabızlık, ishal, hamilelik, obezite, sürekli oturmak, uzun süren öksürükler, hareketsizlik, genetik yatkınlık, laksatif yani ishal yapıcı ilaçların uzun süre kullanılması, yaşlanma, makattan ilişki, lifsiz gıdaları az tüketmek hemoroide sebep olan başlıca etkenlerdir.

İç ve dış hemoroid nedir?

İç ve dış hemoroid olmak üzere iki çeşit hemoroid vardır. İç hemoroid, makatın içinde bulunur, ağrı daha az görülür. Dış hemoroid ise makatın dış kısmında bulunur. Dış hemorid belirtileri daha şiddetli olduğundan çabuk farkedilir.

Hemoroid (basur) belirtileri ve şikayetleri nelerdir?

Makatta ağrı, kaşıntı, kan gelmesi, tuvalet kağıdına kan bulaşması, hemoroid memsinin ele gelmesi şikayetleri vardır. İç hemoroidde başlangıçta ağrı yoktur. İç hemoroid ilerledikçe hemoroid memesi ele gelir, hemoroid memesi şiştikçe ağrı yapmaya başlar. Hemoroid memesi elle sıkıldığı zaman kan boşalır.

Makatta çizik, yırtık veya apse

Bazı durumlarda hasta farklı sorunlar yaşarken şikayetlerin benzerliğinden dolayı hemoroid hastası olduğunu düşünebilir. Makatta çizik, yırtık, apse, kanser gibi hastalıklar bazen hemoroidle karıştırılabilir. Hemoroidde kesin tanı makattan yapılacak olan muayene sonrasında konur. Hemoroid günümüzde tıbbi olarak tedavi edilebilmektedir. Hemoroid için bitkisel tedavi, bitkisel kür ve diyet uygulamaları mevcuttur.

Basur İçin Bitkisel Çözüm, Basura İyi Gelen Bitki Çayları

Hemoroid – Basur İçin Bitkisel Tedavi: Kompres ve Banyo Uygulamaları

Hemoroid (Basur) Nasıl Geçer, Ne İyi Gelir? Hemoroide İyi Gelen Bitkiler ve Yiyecekler

Hemoroid Tedavisi, Hemoroid İçin Diyet ve Hemoroide İyi Gelen Uygulamalar

Gluten Hassasiyeti ve Çölyak Hastalığında Glutensiz Beslenme

0

Gluten hassasiyeti ve çölyak hastalığı günümüzde oldukça sık rastlanan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Çok sayıda kişinin rahatsız olduğu bu durum glutensiz beslenmenin de yaygınlaşmasını sağlamış durumda. Glutensiz beslenme akımının giderek yaygınlaştığı ve glutensiz ürün yelpazesinin de büyüdüğü görülüyor. Peki gluten nedir? Gluten hassasiyetinde ve çölyak hastalığında glutensiz beslenmenin önemi nedir?

Gluten Besinlerde Esne ve Ağsı Yapıyı Oluşturan Proteindir

Glutenin bir karbonhidrat grubu olduğu düşünülür fakat gluten buğday, arpa, çavdar ve yulaf ürünlerinde bulunan, besinlerde esnek ve ağsı yapıyı oluşturan bir proteindir. Gluten hassasiyeti, gluten adı verilen proteinin bağırsaklarda sindirilememesi ve buna bağlı olarak vücutta şişkinlik, gaz, ishal, baş dönmesi ve yorgunluk hissi gibi durumların görülmesidir. Çölyak hastalığı ise her iki cinsiyette de görülebilen, daha çok çocukluk ve gelişme döneminde ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hastalık, ince bağırsakta bulunan glutenden dolayı bağırsaktaki villus yapılarının bozulmalarına bağlı oluşan bir emilim bozukluğudur. Gluten tüketimine bağlı olarak kişinin bağırsaklarında bir tahribat meydana geldiyse o kişiye çölyak hastası, sadece gluten içeren besinlere alerjisi varsa kişinin gluten hassasiyetine sahip olduğu söylenebilir.

Gluten Hassasiyeti Olan Kişiler Etiketleri Mutlaka Okumalı

Çölyak hastalığı ömür boyu devam ederken, gluten hassasiyeti bulunan kişiler birkaç yıl içinde bundan kurtulabilirler. Gluten, vücudumuz için oldukça yararladır. Lif içeriği yüksek olduğundan şeker seviyesinin dengede kalmasını ve daha tok kalınmasını sağlar. Glutensiz besinlerin daha az kalorili olduğu düşünülür. Ancak genelde gluten içeren besinlerin kalorisi, içermeyenlere göre daha azdır. Bu yüzden sağlık sorunu olmayan kişilerin uyguladığı diyetlerde gluten içeren besinler yer almalıdır. Çölyak hatalığı ya da gluten hassasiyeti bulunan kişiler, mutlaka besinlerin üzerinde bulunan etiketleri okumalı. Buğday, çavdar ve arpa gibi besinlerden hazırlanan gıdaları tüketmemeli. Bu besinlerin dışında hazırlanan et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, baklagiller, yumurta, meyve ve sebze gibi besinler tüketilebilir.

Piyasadaki Gluten İçermeyen Yeni Nesil Unlar Var

Rafine beyaz un gibi buğdaydan yapılan unlar dışında diğer kaynaklardan yapılan unlar da mevcut. Yeni nesil gluten içermeyen unlar yeni beslenme ve diyet akımlarının etkisiyle yaygınlaşmaya başlamış durumda. Başta yağlı tohumlar ve farklı bitkilerden elde edilen bu alternatif unlar gluten içermemeleri, glisemik endekslerinin yüksek olması, yüksek vitamin ve mineral değerleriyle daha sağlıklı tercihler arasında yer alıyor. Hindistan cevizi unu, yeni nesil unlardan biri. Badem, ceviz, fındık unları da yeni nesi un ürünleri arasında yer alıyor. Yağlı tohumlardan elde edilen bu unlar, gluten, lektin ve karbonhidrattan fakir olmakla birlikte arjinin amino asidi, magnezyum, bakır, mangan, kalsiyum ve potasyum gibi pek çok mineral açısından da oldukça zengin.

Çölyak Hastası ve Gluten Hassasiyetin Glutensiz Beslenme

Gluten, normal şartlarda mide-bağırsak kanalı yoluyla sindirimi kolay olan bir tahıl proteini. Fakat gluten proteini bazı durumlarda kişilerin bağırsak sisteminde hassasiyet yaratır ve kolay sindirilemez bir hale gelir. Sindirimi aksatan bu durum kişide şişkinlik, hazımsızlık, baş ağrısı ve gaz problemleri ortaya çıkarır. Çölyak hastalığı olarak bilinen glutenin sindirilememesi durumu, ince bağırsağın emici yüzeylerine zarar verir ve bu zarar diğer besin öğelerinin emilimini de engelleyerek besin öğesi yetersizliklerine bağlı bazı hastalıkların da ortaya çıkmasına sebep olur. Kişi çölyak hastasıysa bu durumda en önemli tedavi yöntemi glutensiz beslenmedir.

Şeker Hastalığının Belirtileri Neler? Tedavisi ve Kullanılan İlaçlar

0

Kan şekeri yüksek ölçülür. İki defa ölçülen açlık kan şekerinin 126 mg/dl üzerinde olması diyabet tanısı koydurur. Yemekten 2 saat sonra ölçülen tokluk kan şekerinin 200 mg/dl üzerinde olması da şeker hastalığını gösterir. Hastaya glikoz içirilerek 2 saat sonra ölçülen kan şekerinin 140-200 mg/dl arasında olması bozulmuş oral glikoz toleransını gösterir. Halk arasında gizli şeker olarak da bilinir.

Şeker Hastalarında Görülen Belirtiler

Çok su içme, çok yemek yeme, sık idrara çıkma, kilo kaybı, yaraların geç iyileşmesi, tatlıya düşkünlük, görme bulanıklığı, ayaklarda yanma ve uyuşma, ciltte kuruluk ve kaşıntı, açlıkta titremeler, iltihaplara yatkınlık, sinirlilik, uyku bozuklukları, baş ağrısı, ağız kuruluğu, halsizlik gibi şikayetler şeker hastalığında ortaya çıkan başlıca belirtilerdir.

HbA1c tahlili kan şekerinin son 3 aydaki seyrini gösteren bir tahlil olup iyi kontrol altında olan, tedavisi iyi olan şeker hastalığında 6 değerinin altında olmalıdır. Değer 6 ve üzerindeyse şeker tedavisinin iyi yapılamadığını gösterir ve tedavide değişikliğe gidilir.

Şeker hastalarında böbrek bozukluğu olup olmadığını anlamak için üre-kreatinin bakılır. Ayrıca böbrek hasarının erken bulgusu olan idrarda mikroalbuminuri testi yapılır. Göz dibi muayenesi ve kalp muayenesi mutlaka yapılır. Nöroloji hekimi tarafından ayak yanmaları, uyuşmalar değerlendirilir. Şeker hastalarında sinir uçları harabiyetine bağlı his kayıpları mevcuttur. Üşüyen ayaklarını sobanın sıcaklığını hissetmeyip yakan çok hasta vardır. Yanık oluşunca tedavisi zordur, iyileşme geç olur. Ayakkabının vurduğu hissedilmez ve yara açılabilir. Diyabetik ayak ismi verilen, damar sertleşmesine bağlı yeterli oksijenin götürelememesi nedeni ile iyileşmesi zor yara oluşur. İltihap vücuda yayılabilir, kangrene dönüşebilir.

Şeker Hastalığında Diyet ve İlaç Tedavileri

Diyetisyen tarafından şeker hastalığına özel diyet verilir. Dengeli beslenme, şeker içeren gıdalardan uzaklaşma, hazır gıdaları tüketmeme ve ara öğünler önerilir. Hasta kiloluysa kilo verdirilir. Egzersizler tavsiye edilir.

İlaç tedavisi sıkça uygulanır. Sulfonilüreler (gliburit, glipzid ve glimepirid), meglitinidler (repaglinit ve nateglinit), tiazolidinedionlar (rosiglitazon ve pioglitazon), metformin, acarboz, GLP-1 reseptör antagonistleri (eksenatid ve liraglutid), SGLT-2 inhibitörleri (canagliflozin ve dapagliflozin) gibi ağzıdan alınan ilaçlar mevcuttur. Her ilaç grubunun kendine has yan etkileri vardır. Çoğu diyabet ilacının kilo alımı yan etkileri bulunurken, metformin, DPP-4 inhibitörleri, GLP-1 reseptör antagonistleri, SGLT-2 inhibitörlerinin kilo alımı yan etkileri azdır.

Kan şekeri çok yüksek ya da ağzıdan alınan ilaçlarla yeterli kan şekeri kontrolü sağlanamıyorsa, tip-1 diyabetse, hamilelik varsa, büyük bir cerrahi operasyon planlanıyorsa, şeker hastalığına bağlı sinir, böbrek, göz harabiyeti varsa, diyabetik ayak varsa ve zatürre gibi ağır enfeksiyonlar varsa insülin tedavisine başlanır. İnsülin dozu hastanın kan şekeri ve ağırlığına göre düzenlenir. Kısa, orta ve uzun etkili çeşitleri vardır. Dozu fazla gelirse ya da yemek az yenirse, öğün atlanırsa hipoglisemi yaşanır. Hipoglisemi kan şekeri düşüklüğüdür. Terleme, çarpıntı, titreme, bulanık görme şikayetleri olur. Kan şekeri 50 mg/dl altına düşer. Mutlaka şeker takviyesi yapılır. Bir şeker hastası bilincini kaybettiyse öncelikle şeker düşüklüğü koması akla gelmeli, ilk tıbbi müdehale olarak damar yoluyla %5 veya %10 dextroz gibi şekerli sıvılardan 150-200 ml verilmelidir.

İnsülin iğnesi sürekli aynı yere yapılırsa yağ bezeleri oluşabilir. Bu nedenle iğnenin yapıldığı bölgeler sürekli olarak değiştirilmelidir. Bacak damarlarının tıkanıklığına bağlı olarak ya da farkına varmadan oluşan yanıklarda pansuman düzenli yapılır. Kangren oluşursa ayak ya da bacağın kesilmesi gündeme gelebilir.

GLP 1 ve SGLT 2 seker ilaclari |

Eklem Ağrısı ve İltihabına İyi Gelen Gıda ve Besinler

0

Eklem ağrısı ve eklem iltihabı için risk faktörleri; yağ ve şeker bakımından zengin beslenme, meyve sebzenin az tüketilmesi, kola, gazoz gibi asidik içeceklerin tüketilmesi, hareketsiz hayat ve şişmanlık, yetersiz uyku, organik olmayan işlenmiş gıdaların tüketilmesi, d vitamini içeren gıdaların yetersiz tüketilmesi ve güneş ışığına az maruz kalma, patates ve beyaz un gibi bağırsakta kötü bakterilerin aşırı çoğalmasını uyaran gıdaların tüketilmesi, stresli iş veya ev ortamı (hormon dengesizliğini arttırır ve ağrı ve iltihabi sürece neden olan bağırsak geçirgenliğini arttırır).

Eklem ağrısı ve eklem iltihabı rahatsızlığınız var ise beslenmenize dikkat etmeniz kaçınılmazdır. Peki eklem iltihabına ve eklem ağrına ne iyi gelir? Hangi gıdalar eklem ağrısı ve eklem iltihabına iyi gelir? Hangi gıda ve besinler tüketilmemeli?

Eklem İltihabına ve Eklem Ağrısına İyi Gelmeyen Gıdalar

– Beyaz un ve inek sütü gibi süreğen iltihabi süreci tetikleyici alerjenler.
– Şeker ve patates gibi kan şekeri dengesizliklerine neden olan ve bağırsakta kötü bakterileri besleyerek vücutta daha fazla iltihaba neden olan gıdalar.
– İşlenmiş yağlı et, sert peynir, inek sütü gibi şişmanlık ve süreğen iltihaba neden olan doymuş yağların fazla olduğu gıdalar.
– Serbest radikallere neden olarak iltihabi süreci tetikleyen margarin gibi trans ve hidrojenize edilmiş yağlar.
– İltihabı tetikleyici yağları içeren kırmızı etin haftada 3 seferden fazla tüketilmesi.
– Siyah çay, kahve ve soda gibi asidik içecekler.

Eklem Ağrısı ve Eklem İltihabına İyi Gelen Gıda ve Besinler

– Balık, çekirdek ve kuruyemiş gibi insülin düzeylerini dengeleyen protein kaynakları.
– Elma, kiraz, ananas, üzüm, portakal, muz, kivi, yaban mersini, böğürtlen gibi vücudu asidik ortama karşı koruyan, iltihabi süreci azaltan antioksidan ve alkali edici maddeleri içeren meyveler.
– Karalahana, pazı, salatalık, havuç, yeşillik gibi alkali mineralleri içeren sebzeler.
– Sebzeler vücutta serbest radikal hasarına neden olan yağla pişirilmemeli.
– Ceviz, uskumru, tuna, ringa balığı, somon, sardunya, hamsi, keten tohumu ve yağı gibi omega-3 yağ asitleri bakımından zengin gıdalar.
– İltihaba karşı etki gösteren omega-6’dan zengin kuruyemiş ve çekirdekler.
– D vitaminini bol miktarda içeren köpekbalığı karaciğeri yağı, yağlı balıkların çoğu.
– Buğday yerine horozibiği, kinoa, kılçıksız buğday, arpa, çavdar gibi gıdalar.
– İltihap giderici zerdeçal, acı biber ve biberiye gibi baharatlar günlük olarak tüketilmeli.
– İnek sütü yerine keçi sütü, eşek sütü, pirinç sütü ve badem sütü tercih edilmeli.

Eklem Ağrısı ve Eklem İltihabı, Artralji ve Artrit, Belirtileri ve Teşhis

Eklem İltihabı ve Eklem Ağrısının Tedavisi, Kullanılan İlaçlar

Damar Sertliği Nedir, Nasıl Oluşur? Sebepleri Nelerdir?

0

Damar sertliği, tıp dilinde aterosklreroz demektir. Atardamarlar; iç, orta ve dış tabaka olmak üzere 3 tabakadan meydana gelmektedir. Damarın iç tabakası ince hücre örtüsü ile kaplı olup orta tabakaya dayanır. Orta tabaka, düz kas hücrelerinden oluşmaktadır. Düz kas hücrelerinin kasılması ile damarlar genişleyip daralarak kan geçişini sağlar. Damarın iç tabakası, yani damar boşluğuna bakan kısımda çocukluktan itibaren yağ izleri oluşmaya başlar. Yağ izleri arttıkça fibroblast denen, yaraları tamir eden hücreler gelir. Fibröz plak dediğimiz doku oluşur. Monosit, makrofaj gibi savunma hücreleri, pıhtılaşmayı sağlayan hücreler yapışır. Yağlar plakta birikir, kalsiyum ve fosfor çökmeleri oluşur. Böylece damar içinde lümeni daraltan bir yapı meydana gelir. Damarlar boru gibi sertleşir. Fibröz plaklar damar boyunca eşit olarak bulunmaz, bazı yerlerde çok bazı yerlerde azdır.

Damar Serliği Ölümcül Sonuçlar Doğurabilir

Büyük plaklar parçalanıp koparsa, emboli riski bulunur. Akciğerde emboli olması çok ciddi bir durumdur ve ölüm riski vardır. Beyne emboli atarsa felç riski oluşur. Plak içi kanamalar ve kan birikmesi sonucu damar boşluğu daha çok daralır. Damar sertliği en sık kalbin koroner damarlarında ve beyin damarlarında görülmektedir. Tam tıkanması halinde kalp krizi veya felç gelişebilir.

Damar Sertliği (Ateroskleroz) Sebepleri Neler?

Damar sertliğine neden olan risk faktörleri şunlardır: Şeker hastalığı, hipertansiyon, sigara, kan yağları (özellikle LDL kolestrol) yüksekliği, iyi kolestrol (HDL düşüklüğü), trigliserit yüksekliği, erkek cinsiyet, şişmanlık, kadınlarda menopoz dönemine girmiş olmak, ailesel yatkınlık, kronik böbrek yetmezliği ile diyaliz hastası olmak, yaşın ilerlemesi, masa başı çalışma ve hareketsiz yaşam tarzı.

Karpal Tünel Sendromu Nedir? Belirtileri Neler, Nasıl Teşhis Edilir?

0
Karpal Tünel Sendromu nedir, nasıl oluşur, sebepleri ve belirtileri neler...

elde ve parmaklarda yanma, uyuşma, karıncalanma hissi ve kuvvet azalması görülür. İleri etkilenmelerde adale yapısında zayıfama ve his kaybı gelişir, ağrı artar ve his kaybı oluşur. Ağrı, hastayı uykudan uyandıracak kadar kuvvetli olabilir. Eğer sizde de bu belirtiler varsa Karpal Tünel Sendromu yaşıyor olabilirsiniz. Peki Karpal Tünel Sendromu nedir, belirtileri neler, nasıl ortaya çıkar, nasıl teşhis edilir?

Karpal Tünel Sendromu Nedir, Nasıl Oluşur?

El bileği orta hattında karpal tünel denilen tünel içinden sinir ve adale tendonları geçmektedir. Bu sinire median sinir adı verilir. Bu sinir başparmak, işaret parmağı, orta parmak ve yüzük parmağının hareketi ile hissetmesinden sorumludur. Avuç içinde hissetme yine median sinirle sağlanır. Median sinirin bası altında kalması sonucu sendromu (KTS) meydana gelir.

Karpal Tünel Sendromu Sebepleri

Karpal tünel sendromu yaş ilerlemesi ile daha sık karşımıza çıkmaktadır. Kadınlarda karpal tünel daha dar olabildiği için daha sık görülür. Ayrıca kadınlarda doğum kontrol ilaçlarının kullanılması, hamilelik ve menopoz, görülme sıklığını artırmaktadır. Şeker hastalığı, şişmanlık, hemodiyaliz tedavisi, böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği, kortizon kullanımı, akromegali, hipotiroidi, tünel içinde kist ve tümör oluşumu, romatizmal hastalıklarda karpal tünel sendromu gelişebilir. El bileği kazaları ve kırıklar sonucu da ortaya çıkabilir. Hemodiyaliz, böbrek yetmezliği, hipotiroidi gibi nedenlerle oluştuğunda genelde çift taraflıdır ancak aktif olarak kullanılan elde ilk önce meydana gelir.

Sık tekrarlayan el bilek hareketlerinde, özellikle bilgisayar ve klavye kullanımı, titreşimli aletlerle çalışma gibi durumlarda meydana gelmektedir. Uzun süreli örgü örmek de karpal tünel sendromuna neden karpal tünel olmaktadır.

Karpal Tünel Sendromu Belirtileri ve Teşhisi

Peki karpal tünel sendromunun belirtileri neler ve söz konusu bu sendrom nasıl teşhis ediliyor? Etkilenen elde ve parmaklarda yanma, uyuşma, karıncalanma hissi ve kuvvet azalması görülür. İleri etkilenmelerde adale yapısında zayıfama ve his kaybı gelişir, ağrı artar ve his kaybı oluşur. Ağrı, hastayı uykudan uyandıracak kadar kuvvetli olabilir. Hasta, ellerini sallayınca rahatladığını ifade eder. His kaybı nedeniyle kazalar, yanıklar oluşabilir. Hasta, elinde tuttuğu nesneleri düşürür.

Yapılan muayenede el bileğindeki karpal tünel üzerine bası uygulandığında elde uyuşukluk ve karıncalanma hissi oluşur. Bu bulguya tinel bulgusu adı verilir. Hastanın belirtileri ve muayene tanı için yeterlidir. Kesin tanı elektromyolografi yani EMG ile konur.

Öne Çıkanlar

Şifalı Bitkiler

Hastalıklar